Üye Menüsü
  Kullanıcı Adı:
 
  Şifre:
 
  Her ziyaretimde otomatik giriş yap
 

 [ Şifremi unuttum ]
 [ Üye Ol ]
 



Arama Yap

Gelişmiş Arama İçin
Fakülte GOOGLE

Mini Menü

Müzik Terimleri Sözlüğü
BACH Notaları
CHOPIN Notaları
BEETHOVEN Notaları
MOZART Notaları
VIVALDI Notaları
PAGANINI Notaları
PALESTRINA Notaları
TCHAIKOVSKY Notaları
ALBENIZ Notaları
SCHUBERT Notaları
HANDEL Notaları
TELEMANN Notaları
Klasik Gitar Notaları
Pano Klavuzu

Fakülte GOOGLE


Google Önerileri



Dünya Sıralamasında -Fakülte-





Çeşitli Enstrümanlar ve Tarihçeleri..
 

Başlığa cevap gönder    -> Diğer Enstrümanlar
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Şub 28, 2007 5:29 pm    Mesaj konusu: Çeşitli Enstrümanlar ve Tarihçeleri.. Alıntıyla Cevap Gönder

Trombon

Trombon, 15. yüzyılda trompet üzerinde yapılan bazı değişikler sonucu, ilk kez Burgonya’da ortaya çıkan üflemeli bir bakır çalgıdır. 1700’lere kadar kullanım şeklinden türeyen saqueboute (çek-it) ismiyle anıldı.

Trombonun yapısını incelediğimizde, parabolik kesitli bir ağızlığı bulunduğunu görürüz. Ses aralığının daha pes olmasından dolayı trombonun ağızlığı, atası trompetinkine göre daha geniştir. Trombonda üç yana genişleyen silindirik bir boru boşluğu vardır. Boru uzunluğunu ayarlamayı ise kulis olarak da bilinen sürgü sağlar. Bu sürgü diğer bakir enstrümanlardaki piston görevini görür. ileri ya da geri hareket ettirilerek farklı seslerin elde edilmesi sağlanır. Çalgıcının, enstrümanın ağırlığını dengeleyebilmek için omzunun üstüne koyduğu bolümde, akort sürgüsünün yer aldığı kıvrımlı bir yapı gözümüze çarpar. Trombonun bu bölümü, çalgının ilk dönemlerinde,15-16.yy, bulunmamaktaydı. Trombonun en üst kısmında ise ses çıkışının gerçekleştiği kalak bulunur.

Küçük ayrıntılar dışında 16 yüzyıl ve günümüz trombonları büyük farklılıklar göstermez. 16.yy.da alto, tenor ve bas olarak üç ayrı sese tonuna sahip trombonlar bulunuyordu. Günümüz trombonları eskiye oranla daha kalın bir boru yapısına sahiptir. En geniş boru bas trombonlarda bulunur. Bas trombonlar çoğunlukla büyük ölçekli caz orkestralarında kullanılır.

Orkestralarda günümüzde kullanılan trombonların büyük bir kısmı si bemol-Fa trombonlardır. Bu tip trombonların kalak kıvrımında, ek bir boru sisteminden oluşan fa tonu bağlantısı yer alır. ana boruya bağlanan bu yapı çalgıcının, sesi bir dörtlü aşağı indirmesini sağlar. Bu sayede pedal notalar olarak da bilinen en kalın notalara ulaşıla bilinir.

"alıntıdır"



photo1200tbn.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  151.58 KB
 Görüntüleme:  79456 Kere

photo1200tbn.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:11 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Sponsor

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Şub 28, 2007 5:37 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Tuba


Konik borulu ve pistonlu bir bakır çalgı olan tuba, kalın sesinden dolayı, daha çok askeri bandolarda kendine yer bulmuştur. Tuba, ilk olarak Romalıların düz trompeti, daha sonra ise Trompetin Latincesi anlamında kullanıldı. 1835’te Berlinli Wilhelm Wieprecht tubanın(Fa Sesli Bas Tuba) patentini alan ilk isim oldu.
Orkestralarda kullanılan tubalarda ülkeden ülkeye farklılar gözlenir. Örneğin Amerika’da Do sesli büyük enstrümanlar kullanılırken, İngiltere’de Mi Bemol Bas Tubanin bir ton altında ses veren Fa Tuba kullanılır. Almanya’da pistonların yerini döner sübaplar alır. Fransız Tubaları ise 6 pistonludur (yukarıakilerde 4 veya 5 piston bulunur). Orkestrada Tuba’nın en çok bilinen kullanımı Wagner’in Der Ring (Halka) adlı yapıtıdır. Bu eserde Wagner özel efektler elde edebilmek için Wagner, kendi adıyla anılan, ince borulu ve dört pistonlu Wagner Tubalarını yaptırmıştır.

"alıntıdır"



tuba.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  111.93 KB
 Görüntüleme:  79457 Kere

tuba.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:13 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Şub 28, 2007 5:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Korno

Korno, obua ailesinin bir üyesidir. 1.5 oktav daha tiz olduğu için alto obua da denmektedir. Şekli genellikle obuaya benzer olup, orkestra’da 3. obuacı tarafından çalınmaktadır.

Tarihçe:

Korno’nun ilk prototipleri 17.yy sonundan önce ortaya çıkmıştır. Bu aletler kıvrık boynuz biçiminde, deri kaplı ve gövdesi delikliydi. Delikler, parmakların açılımını kapsayacak bir açı ile yerleştirilmişlerdi. Johan Sebastian Bach tarafından kullanılan Oboa da Caccia (Av obuası) nın, kornonun çok benzeri olduğuna inanılmaktadır. Karanlık ve yaslı sesi, Hector Berlioz, Peter Ilich Tchaikovsky ve Richard Wagner gibi besteciler tarafından öne çıkarılmıştır.

Korno, bakir nefesli çalgılar içinde, kendine özgü yumuşak sesinden dolayı, senfoni orkestralarının değişmez parçası olmuştur. Korno Latince’de boynuz anlamındadır. Çalgı, boynuza benzeyen şeklinden dolayı bu ismi almıştır. Tarihin en eski dönemlerinde bile rastlanılan bir çalgıdır. Tunç Devri’nde Danlar’ın kullandığı lur buna örnek gösterilebilir. Boynuzdan üretilen çalgılar Eski Mısır, Mezopotamya, Yunanistan ve Afrika’da biliniyordu. İskandinavya’da hala boynuzdan yapılan borular kullanılmaktadır. Günümüze gelene kadar korno birçok değişiklik geçirdi. 1650 yılında Fransa’da sürek avlarında kullanılmak üzere yapılan trompe de chasse, modern orkestra kornosunun ilk halidir. Bu enstrüman orkestraya ilk olarak operalardaki av sahneleriyle girdi. Orkestranın gerçek anlamda bir parçası olması ise 1700 yılına rastlar; ancak çıkardığı sesler sınırlı olduğu için, çalgıcılar bazı sesleri, ellerini kalağın içine sokarak çıkarırlardı. El kornosu terimi bu şekilde ortaya çıkmıştır. Daha sonra ek borularla geliştirilen kornoya, Mozart, Beethoven gibi büyük besteciler, eserlerinde yer verdiler. Bu yapıtlarda kullanılan kornolar da zaman içinde gelişmeye devam etti.

Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de ve diğer bazı ülkelerde farklı özellilere sahip kornolar yapıldı. Bunların içinde günümüzde en çok kabul göreni Alman Kornosu’dur. Bu kornonun borusunun eni, diğer kornolardan biraz daha geniştir. Hem Si bemol, hem de Fa tonundaki kornolar birleştirilmiş, böylece Alman Kornosu’nun daha geniş bir ses alanına sahip olması sağlanmıştır. İki tonalite arasında seçim yapabilme olanağı vardır.

"alıntıdır"



korno.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  16.77 KB
 Görüntüleme:  79462 Kere

korno.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:14 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Şub 28, 2007 5:44 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Trompet

Tarihte trompet ilk kez M.Ö 2. binyılda Mısırlılar tarafından yapıldı. Yalnızca iki ses çıkarabilen bu ilk trompet, askeri ve dinsel amaçlarla kullanıldı. Eski Yunan’da ve Roma’da askeri amaçlara ek olarak, bir çeşit haberleşme aracı işlevi görmüştür. Müzik aleti olarak ortaya çıkması ise orta çağda olmuştur.

Trompet çok uzun yıllar önce icat edildiği için, zaman içinde birçok değişim geçirmesi ve birçok çeşidinin ortaya çıkması kaçınılmazdı.. En eski trompetlerin boyu 60 santim civarındaydı. Orta Çağda daha gösterişli görünmesi için uzunluğu 2 metreyi aşan trompetler yapıldı. Çalgı, 16. yüzyılın ilk yarısında ise günümüzdeki kıvrımlı biçimini aldı. Çağdaş trompet geleneksel trompetin boru yapısını korumuştur. Silindir biçimindeki boru kalakla son bulur. Akort sürgüsü kalağın yanındaki kıvrıma yerleşmiştir. Ses alanı yapımcının yeteneğine bağlı olarak Do’nun altındaki Fa’dan başlayıp, orta Do’nun üstlerine kadar uzanır.

Trompetin tonalitesi ek bir boru sistemi yardımıyla ayarlanabilmekteydi. Barok Dönem Orkestraları’nda, çoğunlukla bu sistemin kullanıldığı Re trompet kullanılmaktaydı. 1800lere doğru trompetler, bestecilerin isteği doğrultusunda Fa’dan Si bemole kadar indirildi. Günümüzde de bandolarda ve orkestralarda Si bemol trompetler kullanılmaktadır.

"alıntıdır"



trompet1.gif
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  10.46 KB
 Görüntüleme:  79461 Kere

trompet1.gif



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:15 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Şub 28, 2007 5:46 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Klarnet

Ahşap nefesli çalgılar ailesinin bir üyesi olan Klarinet, bir ucunda ağızlık olan diğer ucu da çan şeklinde olan bir uzun tüpten ibaretttir. Çoğunlukla ahşaptan yapılan Klarinetin üzerinde, küçük metal tuşlar bulunan delikler vardır. Dil titredikçe, dolu ve zengin bir ton elde edilir.. Tuşlara basıp bırakarak tonlama yapılır Klarinet 4 nota da imal edilir ve en çok kullanılan düz-si Klarinettir. Bu Klarinetin 3.5 oktav kadar ses genişliği vardır.

Tarihçe:

18.yy’da Alman bir flüt imalatçısı olan Johann Christoph Denner tarafından dilli bir halk çalgısı olan “Chalumeau” adlı enstrümanın değiştirilmesi ile elde edilmiştir. 1840 lı yıllarda 2 farklı karmaşık tuş takımı geliştirilmiştir. Klarinetler orkestralarda 1780 lerde popüler hale gelmiştir. Klarineti ön plana çıkaran eserlerden bazıları George Frideric Handel’in 2 Klarinet ve bir korno için üvertürü, Carl Strawitz ve Wolgang Amadeus Mozart’ın Klarinet konçertosudur.

1700lerin başında ünlü flüt yapımcısı Johann Christoph Denner chalumateu isimli Fransız çalgısını geliştirerek ilk klarneti yaptı. Klarnet tek kamışlı tahta nefesli bir çalgıdır. O döneme kadar tek kamış sadece orglarda ve bazı halk müziği enstrümanlarında kullanılıyordu. Klarnet 1800-1850 yılları arasında, büyük oranda günümüz özelliklerine kavuştu. Böhm’ün çalgıya koyduğu halka biçimli anahtarlar ve August Buffet’in iğneli yayları çağdaş klarnetin temel sisteminin başlıca özellikleridir. Klarnet tarihi için önemli bir isim olan Iwan Müller’in 13 anahtarlı klarneti Albert tarafından geliştirildi.

Klarnet genellikle Afrika’da yetişen mor renkli bir ağaç olan Dalbergia’dan yapılır. İç kısmında, çapı 1.5 santim civarında bir boru yer alır. Bu boru çalgının ucuna doğru genişleyen bir kalakla son bulur. Metal klarnetlerde vardır, ancak bunların ses kalitesi ahşap klarnetler kadar iyi değildir. Çoğunlukla ebonitten yapılan klarnetin üfleme bölümüne bek adi verilir. Bekin ucundaki bolüme ise kamış vidalı bir bilezikle oturtulmuştur. Eskiden kamış beke iple bağlanmaktaydı. Almanya’da hala ayni sistemle klarnetler yapılmaya devam edilmektedir.

Klarnet askeri bandolarda, bakır nefesli çalgı topluluklarında kullanılmasının yanında solo çalgı olarak da repertuar sahiptir. Ancak yeni bir çalgı olması dolayısıyla klarnet için yazılan eser sayısı çok fazla değildir.

Klarnet için yazılmış en eski eserler, Hollandalı besteci Estienne Roger’ın kitabındadır. 1780 yılından itibaren klarnet kendine orkestralarda yer buldu. Mozart, Beethoven, Weber, Brahms’in klarnete bestelerinde yer vermeleri klarnetin yaygınlaşmasını sağladı.

"alıntıdır"



klarinet.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  43.31 KB
 Görüntüleme:  79460 Kere

klarinet.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:17 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

_sadece_


Fakülteli (1)


Kayıt: 20 Arl 2006
Mesajlar: 1101
Şehir: İstanbul

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Şub 28, 2007 6:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

çok güzel paylaşımlar özlem sağol mapatyaa: bu fakülte sayesinde müzik kültürüm gelişiyor... sağol tekrar....
_________________
"Öğrendiklerinden kalanlar sermayen olacaktır."
Bizim Çinli...

"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir."
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Şub 28, 2007 6:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

rica ederim ortak Gül daha varda yarıda bırakmak zorunda kaldım bi süre devamı gelecek Wink
_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 2:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Saksafon


Saksafon dil sesli nefesli çalgılardan birisidir. Yapısında, Klarinet’in tek dilli ağızlığı, metal bir gövde, obuanın konik kısmına benzeyen bir kısım bulunur. Çoğu saksafonun alt kısmı eğiktir ve bu şekliye bass Klarineti andırır. Çok azı, örn: soprano saksafon, düzdür ve Klarinete benzer. Saksafonun üzerinde 12 tuş ve delik bulunur. 6 çiviye basıp bırakılarak gruplar halinde açılıp kapatılmak suretiyle değişik tonlar elde edilir. Aletin üzerinde, normal sesinin bir oktav altında veya üstünde ses çıkartmaya yardımcı olan 2 de fazladan delik vardır. En çok kullanılan saksafon türleri olan, soprano, alto ve tenor saksafonun 2.5 oktavlık bir ses genişliği vardır.

Tarihçe:

İlk defa 1840 yılında Adolph Sax isimli bir imalatçı tarafından icat edilmiştir. 1844 de ilk defa senfonik orkestralarda görünmüşlerdir. Ancak saksafon için yazılan parçalara pek rastlanmaz. Jazz’ın gelişimi ile saksafonun popüler olmasını 20.yy başına kadar beklemek gerekmiştir.

"alıntıdır"



saksafon.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  5.05 KB
 Görüntüleme:  79443 Kere

saksafon.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:18 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 2:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Obua

Obua, en küçük ve en geniş oktavlı enstrümanlardan biridir. Silindirik ahşap bir gövdesi ve gövdesi boyunca tuşları vardır. 3 oktav ses aralığıyla çalması çok zor bir enstrümandır. Çok nefes isteyen ve doğru nefes tekniklerine sahip olunmasını gerektirir.

Tarihçe:

Obua, 17.yy’da iki Fransız müzisyeni, Jean Hotteterre ve Michel Philidor tarafından icat edilmiştir. “Shawm” adı verilen bir enstrümanı “Hautbois” (obua) ya çevirdiler. “Hautbois” in Shawm’dan daha dar ve 3 parçalı bir gövdesi vardı. 18. yy da çoğu orkesra bu enstrümanı bünyesine katmaya başlamıştı. Tarih boyunca bazı besteciler, obua için solo eserler bestelediler. Bunların arasında, George Frideric handel, Joseph Haydn, Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig Van Beethoven vardır.

Orkestralarda kullanılan obua ilk kez Jean Hotteterre ve Micheal Philidor adında iki Fransız tarafından 17. yüzyılda geliştirildi. O güne değin shawm adı verilen bir çeşit zurna obua diye anılıyordu. İlk obua yalnızca iki perdeden oluşuyordu. Kapalı mekanlarda yaylı çalgılara eşlik etmesi tasarlanmıştı, bu nedenle modern obuadan daha yumuşak ve donuk bir sese sahipti. Obua kısa zamanda birçok değişiklik geçirdi. Orta Do’nun üstünde iki oktav genişliğindeki ses alanı, ikinci Fa’ya kadar yükseltildi. 19. yüzyılda diğer nefesli çalgılardaki değişiklere paralel olarak, obuanın da perde kumanda düzeneği daha iyi hale getirildi. Anahtarlarda metal desteklerin kullanılmaya başlaması, parmakla kapamalarda ortaya çıkan, hava kaçırma tehlikesini sıfıra indirdi. 1840 yılına gelindiğinde obualardaki anahtar sayısı 10’u bulmuştur. 1860 yılında Guilliaume Tribert 20. yüzyıl obuasına çok benzeyen obuayı yaptı.

Obuanın askeri bandolardaki rolü oldukça büyüktü. Avrupa genelinde askeri bandoların önemini yitirmesi, bir zamanlar kemandan sonraki solo çalgı olan obuanın gözden düşmesine yol açtı. Obuanın yıldızının tekrar parlamasında Richard Strauss’un önemli katkısı vardır.

Çift kamışlı, konik borulu, soprano ses tonunda bir çalgı olan obuanın farklı türleri vardır. Bunlardan korangle, fa tonundadır. Bach’ın çok kullandığı la sesiyle yapılan oboe d’amore’ye 20. yüzyıl orkestralarında da yer verilmiştir. Bariton obua, ses rengi ve boyutları bakımından korangleyi andırır. Heclerphone, pes seslerin ağır tınılı olduğu bir obua turudur. Bunların dışında birçok farklı obua türü sayılabilir, çünkü çift kamışlı bütün tahta nefesli çalgılar, obua adı altında sınıflandırılmaktadır.

"alıntıdır"



obua.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  5.55 KB
 Görüntüleme:  79441 Kere

obua.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:19 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 3:04 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Fagot

Fagot iki dilli bir enstrümandır. Toplamda 2.5 metreye yakın silindirik ahşap tüpten yapılmıştır. 4 bağlantı parçasından oluşur: Bass parça, tenor parça, çift parça ve çan parça olmak üzere. Çan parça olarak adlandırılan kısım bass kısma alttan bağlı olup kıvrıktır. Bu grup tenor kısma sonra topluca çift parçaya bağlıdırlar. Çift dilli ağızlık tenor parçaya bir başka parçayla bağlıdır. Bassoon üzerinde 8 delik ve 10 tuş bulunur. Müzisyen dilli parçadan üfleyerek ve tuşlarla ton değiştirerek enstrümanı çalar.

Tarihçe:

Fagot 1650lerde büyük bir ihtimalle, kıvrık şekilli tek parçalı bir enstrümandan türetilmiş olmalıdır. Modern Fransız Fagot’u, 19.yy ortalarında, Buffet-Crampon isimli bir Fransız firması tarafından geliştirilmiştir. Alman Fagot’u ise Wilhelm Heckel isimli bir imalatçı tarafından mükemmelleştirilmiştir. Avrupa’nın çeşitli yerlerinde farklı türlerde çalınmaktadır.

Fagot, İngiltere’de curtal, Almanya’da dulzian olarak adlandırılan fagottoda yapılan bazı değişiklerle, 17. yüzyılda ortaya çıktı. Obuanın atası shawm adlı enstrümanın hemen ardından geliştirilmiş ve ona bas çalgı olarak eşlik etmiştir. Berlin ve Viyana’daki müzelerde günümüze ulaşan eski fagot örneklerine rastlamak mümkündür. Çalgının bugün 4 parçadan oluşan biçimi ise ilk olarak 1636 yılında Fransa’da yapıldı.

Tahta nefesli çalgılardan olan fagotun ses genişliği fa anahtarlı portrenin altındaki Si bemolden yukarı üç oktavdır. Melodi çalarken en çok kullanılan ses alanı ise tenor sesiyle aynıdır. Fagotta çift kamışlı bir ağızlık bulunur. Bu ağızlığın yerleştirildiği metal bolumun altında kıvrılan birinci boru ile, dipçik parçasından başlayan ikinci boru fagotun diğer bölümleridir. İkinci boru kalak bölümüyle biter.

Fagot 18. yüzyıldan itibaren solo çalgı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Mozart’a değin, fagotta 4 perdeden fazla bir düzeneğe gereksinim duyulmasını sağlayacak eserler yazılmamıştı. 1780lerde fagota yeni perdeler eklenmeye başlandı. Bu eklemeler 1840’a kadar devam etti ve Savary’nin Paris Modeli fagotu ortaya çıktı. Buffet-Crampon şirketi 20 perdeli fagotu yaptı. Fransız fagotları, klasik fagotların ses rengini korumasına karşın, çalınması zor enstrümanlardı. Bu durumu düzeltmeye çalışan Carl Almenraider, daha kolay öğrenilebilen Alman fagotlarının temelini atmış oldu. Alman fagotunun tınısının klasik fagottan farklı olduğu yönündeki eleştirilerin çok da doğru olmadığını yapılan araştırmalar göstermiştir.

Fagotgillerin diğer bir üyesi ise, Viyana’da geliştirilen kontrfagottur. Heckel’in aşağıya bakan metal kalaklı ve dört kez geriye doğru kıvrım yapan 1870 tarihli tasarımı, günümüz kontfagotuyla ile hemen hemen aynıdır

"alıntıdır"



fagot.gif
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  13.94 KB
 Görüntüleme:  79439 Kere

fagot.gif



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:21 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 3:06 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Piccolo

Piccolo, normal flütünün 1 oktav üzerinde olacak şekilde ayarlanmış bir tür yan flüttür. 3 oktava yakın ses genişliğiyle günümüz orkestrasında en tiz seslere ulaşan enstrümandır. Genellikle orkestralarda özel efekt amacıyla kullanılmakla beraber marş topluluklarında da kendine geniş yer bulmaktadır. Flütün yerini alacak şekilde çalınır.

Tarihçe:

Piccolo ilk olarak ağaçtan yapılmış ve insanın ön planda olduğu bestecilerin eserlerinde yer almıştır. Piccolo’nun ilk kullanıldığı eserlerden birisi Beethoven’in 5.Senfonisidir. Piccolo’nun kullanıldığı en tanınmış yapıtlardan birisi, John Philip Sousa’nın “The Stars and Stripes Forever” marşının finalidir.

"alıntıdır"



piccolo.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  8.35 KB
 Görüntüleme:  79438 Kere

piccolo.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:21 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 3:08 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Kontrbas

Çift bas (yaylı bas veya bas keman veya kontrbas ) olarak tanınan bu enstrüman, keman ailesinin en büyük ve en pes sesleri veren üyesidir. Genelde 1,80 m boyunda olup 4 teli vardır. Bazılarında bir telin uzatılıp tonu tizleştiren bir düzenek vardır. Ses çıkarmak için müzisyen bir eliyle perdelerde dolaşırken diğeriyle telleri çeker veya üzerinde yay gezdirir. Bottesini bu saz için görkemli konçertolar bestelemiştir.

Yaklaşık 180 santimlik boyuyla kontrbas keman ailesinin en büyük enstrümanıdır. 4 telli bir çalgıdır ve Mi-La-Re-Sol seklinde akort edilir. Kontrbas için nota Fa anahtarıyla yazılır. Bu nedenle çalınan nota bir oktav alttan duyulur. Kontrbasta tiz notaları çalmak zordur. Bunu kolaylaştırmak için, senfoni orkestralarında kullanılan kontrbaslarda, Mi telinin yanına Do akortlu beşinci bir tel eklenebilir. Diğer bir çözüm olarak ise, Mi teli sapın ucundaki salyangoz bölümüne kadar uzatılır, böylece ses alanının pesleştirilmesi sağlanır. Mi bemol, Re, Re bemol veya Do sesi veren anahtar takılan tel Mi sesi verecek şekilde ayarlanır.

Beethoven’la birlikte orkestralarda kontrbasa verilen önem arttı. Beethoven’ın arkadaşı Dragonetti ve Koussevitzky gibi kontrbas ustaları konçertolar yazdılar.

Kontrbas caz orkestralarında da yaygın olarak kullanılan bir enstrümandır. Sadece ritim öğesi olarak görev yapmaz, melodik bölümlerde de rol alır. Cazcılar kontrbası yay yerine, parmaklarıyla çekerek çalarlar. Bu arada belirtmek gerekirse kontrbası çalmak için kullanılan iki tip yay vardır. Bunlar Fransız ve Alman tarzı yaylardır.

Tarihçe:

3 telli baslar 18. ve 19. yy da çok yaygındılar ve bugün de Doğu Avrupa halk müziğinde kullanılmaktadırlar. 19.yy gelene kadar bası çalmanın tek yolu dışa eğimli bir yaydı. Daha sonraları müzisyenler telleri çekmeyi ve içe dönük yayla da ses çıkartmayı keşfettiler. Baslar orkestra ve oda müziklerinde kullanılagelmiştir. Bugün de jazz ve diğer popüler müzik türlerinde önemli bir ritm aletidir.

"alıntıdır"



kontrbas.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  21.74 KB
 Görüntüleme:  79437 Kere

kontrbas.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 3:23 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 3:10 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Viola

Viola, keman ailesinin 2. en geniş ses aralığındaki elemanıdır ve gizemli sesli altosudur. C,G,D ve A notalarına ayarlı 4 teli vardır. Viola için yazılan parçalar, alto anahtarında yazılır. Viola’nın boyutları değişmekle beraber genelde kemandan büyük ve daha kalın sese ayarlanmıştır. Boyut olarak kemandan biraz büyük ve sesi bir beşli pestir. Orta Do’nun altındaki Do’dan başlayarak do-sol-re-la şeklinde akort edilir.

Johann Sebastian Bach, armonin tam ortasında olmak istiyorum, bu nedenle orkestrada viyola çalıyorum demişti. 18. yüzyıl Klasik Donemde Gluck, Haydn ve Mozart’la beraber, viyola orkestrada giderek bağımsız bir işlev üstlenmeye başladı. Berlioz’un, Harold en Italie adlı eserinde oldukça uzun bir solo viyola partisi yer alır. Richard Strauss’un Don Kişot adlı eserinde Sancho’nun temasını viyola seslendiriyordu. 12li nota sisteminin mucidi Schoenberg oda müziği yapıtlarında viyolaya yer verdi. Bela Bartok ise bir viyola konçertosu besteledi.

Haydn ve Mozart eserlerinde Violaya yer vermişlerdir. Solo repertuarı sınırlı olmasına rağmen, viola senfonilerde önemli bir yere sahiptir. Hector Berlioz, Johannes Brahms ve Robert Schumann gibi besteciler eserlerinde violaya geniş yer vermişlerdir

"alıntıdır"



viola.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  18.22 KB
 Görüntüleme:  79436 Kere

viola.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 3:25 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Ağız Mızıkası

Ağız mızıkası ya da ağız armonikası, metal üflemeli çalgılar ailesinden, uzun ve yassı kutu biçiminde küçük bir müzik aletidir. Bütün metal üflemeli çalgılarda olduğu gibi ağız mıknatısında da, üflenen havanın etkisiyle titreşerek değişik tonlarda ses veren bir dizi metal levhacık bulunur. Bu levhacıklar ağaçtan yapılmış kutunun içindeki ayrı ayrı oluklara yerleştirilmiş, kutunun alt ve üst yüzü ayrıca koruyucu metal levhalarla kaplanmıştır. Ağız mızıkasını çalacak olan kişi dudaklarını çalgının önyüzündeki deliklere doğru bastırır ve havayı üfleyerek ya da içine çekerek kutunun içinde hava akımı yaratır. Bu hava akımı da metal levhacıkları iterek iki yana doğru serbestçe titreşmelerini sağlar.

Ağız mızıkasının günümüzdeki en basit örnekleri yalnızca yedi nota üzerinden (diatonik) gam yapar. Oysa daha gelişmiş olan kromatik ağız mızıkaları, diatonik gamın diyez ve bemollü yarım tonlarını da verebilir. Elle çalışan bir pistonu olduğu için "pompalı ağız mızıkası" da denen bu kromatik mızıkalarda pistona basılmadığı zaman yedi notalı gam, basıldığı zaman ise yarım ton aralıkla akort edilmiş 12 notalı gam elde edilir.

1821'de bulunan ağız mızıkasının ilk virtüözleri 19. yüzyılın sonlarında yetişti. Özellikle 20. yüzyılda, usta yorumcuların da katkısıyla bu çalgı zengin ses olanaklarına kavuşan bu çalgı "ağız orgu" adıyla klasik müzik orkestralarında yer almaya başladı. ABD'de doğan ve İngiltere'de yaşayan Larry Adler, ağız mızıkalasının çağımızdaki en büyük ustalarından biridir. Birçok çağdaş besteci onun yorumundan etkilenerek ağız mızıkası için parçalar yazdılar. Bu çalgının Türkiye'deki tek virtüözü olan Balarısı Ahmet (Ahmet Faik Şener) de cumhurbaşkanlığı ve devlet senfoni orkestralarının eşliğinde bu parçalardan bazılarını seslendirmiş, ayrıca obua için yazılmış bir konçertoyu ve piyano için bestelenmiş parçaları da ağız mızıkasıyla çalmıştır.

"alıntıdır"

_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 3:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Viyolonsel

Bu çalgı telli kontrbas ile birlikte bas sesleri seslendirir. Notası fa anahtarı ile yazılır. Ses telleri kalından inceye doğru Do, Sol, Re, La'dır.Eşlik çalgısıdır. 1 partisi bulunur. Viyolonsel olarak da bilinen çello, keman ailesinin üyesi olan bir yaylı çalgıdır. Kemandakine benzeyen bir yayla çalınır. Keman şeklinde olmakla beraber daha büyüktür. Yaklaşık 1.20 m uzunlukta ve en geniş yerinde 40 cm civarında olan çello bu boyutları yüzünden oturarak çalınır. Yere dayanan bir çubuk üzerinde duran çello müzisyenin bacakları arasına alınıp bir yayla çalınır. Keman gibi dört yay sahiptir ve müzisyenin ellerinin perdeler üzerinde gezmesiyle değişik tonlar elde edilir. Bu yüzden çello'nun ses genişliği 4 oktavdan fazladır. Rostropoviç, Pablo Cassals, Jacquelin de Pera, Misch Maisky, William Lloyd Weber ünlü violonsel solistleri arasındadır.

Tarihçe:

Günümüze kadar da kalabilen bazı çellolar 1560 larda, İtalyan imalatçı Andrea Amati tarafından yapılmışlardır. 18. yy sonlarına kadar çello ön planda olan bir enstrüman değildi ve müzikteki bas sesi vererek parçadaki boşlukları doldururdu. Ancak, barok döneminde, Antonia Vivaldi ve Luigi Boccherini gibi besteciler yalnızca çello için suitler yazdılar. 19.yy gelindiğinde çello için konçerto ve benzeri eserler Johannes Brahms ve Antonin Dvorak gibi isimler tarafından yazılmışlardı. 20. yy da da Sergei Prokofiev ve Dmitri Shostakovich gibi besteciler çello'nun olanaklarını keşfedip bir solo enstrüman olarak geliştirdiler

_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 3:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Harmonyum

Dış görünüiü piyanoya benzeyen küçük org. Körüğü ayakla işletilir. Serbest dilli ve borusuzdur. Üçleme sistemine dayalı, klavyeli bir çalgıdır. Ayakla işletilen körük aracılığıyla bir depoya doldurulan hava, parmakların tuşlara dokunmasıyla serbest kalarak lamlarda titreşimler yapar, böylece sesler ortaya çıkar. Harmonyum özellikle dini müzikte kullanılır.

***************************************************************************

Gonk

Gonk, orkestralarda kullanılan, Uzakdoğu kökenli, vurgulu çalgı. Madeni, çoğunlukla bronzdan yapılmış bir tabak biçimindedir. Bir yere asılıp, tokmakla vurularak çalınır. Tokmak keçe ya da bez kaplı olabilir.

***************************************************************************

Flüt

Üflemeli bir çalgı. (neye benzer) Yan tutularak çalınır. Gövdesinde 16 delik bulunur. Tahtadan ya da değişik metallerden yapılır. Günümüzde kullanılan flütler gümüş ya da gümüşe batırılmış metalden yapılmış silindir biçiminde, iç içe geçen üç parçadan oluşur. Boyları farklı olan alto ve küçük flüt adlı iki türü vardır. Delikleri, anahtarlı ve kaldıraçlı mekanizmalara bağlıdır. Ezgili flüt ağza sokularak, yan flüt ağza sokulmadan çalınır. Ses genişliği 3,5 oktavdır. Bilinen en eski ve en yaygın olarak kullanılan çalgılardan biridir. Yunanlıların ve bazı Orta Avrupa ve Güney Amerika halklarının geleneksel çalgısıdır.

*********************************************************************

_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 3:39 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

TANBUR

Herşeyden önce sazın adı bazı sözlüklerin yazdığı gibi Tambur değildir; ağzımızdan böyle çıksa bile, aslı Sümerce 'Pantur'dan bozulma 'Tunbur' olduğu için, N ile yazılma zarureti vardır. Esasen bu zarafette bir sazın -yeğeni Ud için de söz konusu olduğu gibi- Türklerin elinden çıkmış olması tabiidir, zira Türkler dışında hiçbir müzik kültüründe böyle bir saz yoktur. İleride konu edeceğimiz Ud gibi özbeöz Türk KOPUZ ailesinin mensubu olan Tanbur; 30-35 cm çapında bir kürenin ortaya yakın kısmından kesilip küçük tarafı alınmış izlenimini veren bir kalıp üzerine dilim'lerle işlenen (kuyruk denen dip tarafında bazen hafifçe sivrileşen) tekne'si; bu tekneye dip takozu ile bağlanan 100-110 cm uzunluğunda D kesitli ince bir sapı (4-4.5 cm) ve tekne üzerine desteksiz olarak kapatılan 2.5-3 mm kalınlığında kapak'ı (göğsü); sapının uç kısmında üçü önden, dördü üstten saplanan, beşi çelik, ikisi pirinç (sarı) 7 telinin bağlandığı burgu'ları ve telleri taşıyan, kapağın dip kısmına yakın, gürgen veya kızıl ağacından trapezoid kesitli köprü şeklinde seyyar eşik'i olan bir sazdır. Teknesi -ud gibi- ceviz, maun, pelesenk, kelebek, vengi, magase gibi ağaçlardan, 3-4 mm kalınlık ve 4-5 cm eninde (uçlara doğru sivrice) kesilip ıslatılıp ısıyla yuvarlatılarak, sade veya filetolu şekilde ütü ve tutkalla çevrilmek suretiyle yapılır. Göğsü ise -yine ud gibi- elyafı sık ve çok düzgün, budaksız akçamdan, boyuna simetrik iki parçalı olarak yapılır (klasik tanburun ortada deliği yoktur); altında destek veya direği olmadığı için de tellerin basıncıyla eşik bölgesinde çukurlaşır. Teknesi son derece hafif olan tanburun ağırlığı sapının uzun ve dolu olmasıyla dengelenir.
Sapı üzerinde Türk musikisinin gerektirdiği aralık düzenine göre bir oktavda 36 olmak üzere iki oktav genişliğinde katgut perde bağları vardır. Bir ucu tekne arkasındaki küçük çivilere bağlanan teller, saptan burgulara bir küçük kemik eşik üzerine basarak ulaşır. Melodi bu tellerin saniyede 220 titreşimdeki alt çiftinde çalınır, titreşimi artıran üst teller de gerektiğinde kullanılır. Tekne gomalakla cilalanır, sap ve burgular genellikle siyaha boyanır; göğüs üzerine cila sürülmez. Tanbur sağ omuz ve sağ diz arasına sıkıştırılıp, göğsü yere dik, sapı yere mümkün mertebe paralel tutularak, kaplumbağa kabuğundan (bu yüzden bağa denen) 2-2.5 mm x 5-6 mm x 10-15 cm ölçüsünde, uçları asimetrik V tarzında kesilmiş ve uç yanakları 45 derece pahlanıp parlatılmış bir mızrapla çalınır.

Gelelim sazımızın icrasıyla icracılarına: zarafeti ölçüsünde hırçın bir saz olan tanburun önce uzun tellerini tam olarak kaynaştırmak (yani mükemmel bir akort yapmak), sonra da akordu aynı temizlikte korumak problemdir (bu yüzden seyahatlerde basıncı kaldırmak için ağaç eşiği yatırmak, yani telleri boşaltmak, çalarken de arada bir akord yapmak gerekir).

Tanburda cesitli akortlar kullanilabilmektedir. Ozellikle icra edilecek makama hatta esere gore akort degistirilebilir. Ancak buna ragmen klasik bir akort sistemi mevcuttur. Geleneksel tanbur akordu su sekilde yapilir. Parantez icindeki rakkamlar kullanilan tel kalinliklaridir. (Asagidan yukariya dogru);

(1-2) = Yegah (0.30-0.35mm)
(3-4) = Kaba Rast, K.Dugah (0.40mm)
(5-6) = Yegah (0.30-0.35mm)
(7) = Kaba Rast, K.Dugah, K.Kurdi, K.Segah, K.Buselik (0.40mm)
(8 ) = Kaba Yegah (0.60mm)
Tanbur, sapi oldukca uzun bir sazdir (ortalama 73-84 cm). Tum icra bu sap uzerinde en altta bulunan telde, yani yegah telinde yapilir. Bu, tek tel uzerinde yapilan icrada, telin mizrap yardimiyla titrestirilmesinden, tamamen kapali olan (tarihte istisna olarak ortasi delik tanburlar da vardir) teknesinin icindeki hava da rezonansa girer ve tannaniyet diye tabir edilen inilti saglanmis olur. Tanburiler icra sirasinda sapi hafifce yukari-asagi sallamakta ve bu sayede titresimi arttirarak farkli duygular ifade edebilmektedirler.

Tanburdaki perde sayisi sabit degildir. Luthier' lerin (enstruman yapimcilari) sabit bir perde sablonlari bulunsa da, bu sablonlar icra sirasinda, tanburiler icin yeterli olmamaktadir. Bu nedenle, tanburiler kendileri, gerekli gordukleri yerlere perde baglamakta veya baglatmaktadirlar. Elimizde perde sayisina iliskin degisik bilgiler bulunmaktadir. Bunlar, 48 perdeliden, 80 perdeliye kadar degisiklik gostermektedir. Ancak pratikte her tanburda 52-58 adet perde bulunmaktadir. Bu sayiyi bazi icracilar kendi icra ve tavirlari geregince arttirip eksiltmektedirler.

Tanburun ses sahasi iki oktav ve bir besli' dir. Ama, bazi icracilarin en ustteki 0.60 mm.'lik kalin sari teli kaba yegah'a hatta kaba cargah'a cektikleri ve bu teli de icralari sirasinda (ama sadece yaptiklari nagmeleri suslemek amaciyla) kullandiklari dusunulurse uc oktavlik bir saha elde edilir.

Ancak, tanbur caliminda daima en alttaki yegah teli kullanilir. Cunku, tanburun karakteristik sesini bu telden elde etmek mumkundur. Dolayisi ile yazilacak eserlerin, yegah telinde icra edilebilir olmasi yada en fazla orta teldeki Kaba Rast' a kadar genisleyecek sekilde dusunulmesi gerekmektedir.

Tanburdaki en alttaki bir cift celik tel diyapozondan (440 Hz.) iki oktav asagida ses verecek sekilde akortlanir ve bu sese Yegah adi verilir. Yani tanburda;

Yegah=110Hz., Neva=220Hz., Tiz Neva=440Hz.' dir.

Buna gore tanburun ses sahasi ve karakteristik ses renginin elde edildigi bolge (sonorite) asagida verilmistir. 2/4 'luk nota ile yazilan sesler tanburun ses sahasini, ¼'luk notalarla yazilan bolum ise sonorite

Geleneksel tanbur icrasinda kaba rast ile tiz huseyni hatta tiz acem arasindaki bolge kullanilmaktadir. Ancak tanburun karakteristik sesini duyurabildigi alan (sonoritesi) rast veya acem asiran perdeleri ile, tiz segah veya tiz cargah perdeleri arasinda kalan bolumudur
Bağa mızrabın çelik tellere vurulmasından kaynaklanan hışırtının da yokedilip sadece müzik sesinin duyulması sağlanmalıdır. Ayrıca her defasında perdelerin en uygun yerine basılmazsa çıkan ses cızlar. İşte bu sadece hırçın değil, bela derecesinde güç olan sazımız, Büyük Osman Bey, Şeyh Abdülhalim Ef., İzak, Oskiyam ve Ali Efendi gibi ilk büyük isimlerden sonra, eldeki ses belgelerine göre tarihte ilk defa Tanburi Cemil Bey (1871-1916) ve iki öğrencisi (Kadı Fuad Efendi ile Refik Fersan) tarafından yenilebilmiştir. Nevrastenik bünyesiyle hırçın ve melankolik karakterinin de tesiriyle tanburu şaha kaldırmış olan Cemil Bey'den sonra ikinci büyük ekol, saza 'nazlı nazlı şarkı söyletmeyi' başarmış olan İzzettin Ökte üslubudur. Üçüncü sırada bu ikisinin karışımı olan (halkımızın daha çok yaylı tanburuyla tanıdığı) Ercümend Batanay gelir. Ferid Sıdal da İ. Ökte üslubunun temsilcisidir. Son devrin en önemli tanbur sanatçısı Üstad Necdet YAŞAR'dır. Diğer önemli tanbur sanatçılarımız Sadun Aksüt, Yılmaz Pakalınlar, M.Salim Tokaç, Selçuk Sipahioğlu, Abdi Coskun, Tevfik Soyata'dır.

Her ney üfleyene nezaketen neyzen denmesi gibi, tanbur çalan ve çalmaya çalışanlara da tanburi deniyor. Ama bu üsluplar dışında çalınan tanbur, dinlenmesi biraz zor bir saz durumunda kalır. Perdeli olmasından kaynaklanan net ve kesin seslerinin yanısıra uzun saplı oluşundan gelen geniş titreşimli (enin'li) nağmeleri üstünlüğünün sırrını meydana getiren tanbur, udun güzel icrası için ölçü olduğu gibi, ud da tanburun kötü icrası için benzetme aracı olmuştur (rahmetli bestekar S. Pınar'ın uda benzeyen tanburu ile rahmetli Laika Karabey hocanın tanburu gibi).

Türk musikisi ortamında nasıl yetiştiklerine inanılamayacak derecede yüksek performans gösteren ve müziğimizin yarınki uluslararası iftiharları olan gençlerimiz de (hem erkek, hem kız), tanbur sazının, güçlük ve hırçınlığı ile herkesi yıldıramayacağının mutlu bir göstergesidir (Dr. M. Tokaç, mesela, tanburun imkanlarını zorlayan şaşırtıcı tekniğiyle saza duyulan ilgiyi artıran bir gencimizdir).

Esasen fevkalade nazik ve hassas olan tanbur Türk musikisini tek başına temsil etmeye en fazla kabiliyetli solo sazımızdır.

Bu güne değin henüz bir tanbur metodu yazılmamıştır.



tanbur2.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  42.11 KB
 Görüntüleme:  79427 Kere

tanbur2.jpg



akorduna göre.gif
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  3.42 KB
 Görüntüleme:  79427 Kere

akorduna göre.gif



tanbur1.jpg
 Açıklama:
 Dosya Boyutu:  8.09 KB
 Görüntüleme:  79427 Kere

tanbur1.jpg



_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...


En son nagmee tarafından Cum Mar 02, 2007 5:26 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

_sadece_


Fakülteli (1)


Kayıt: 20 Arl 2006
Mesajlar: 1101
Şehir: İstanbul

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 4:59 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

ortak teker teker okuyorum hepsini sağol tekrar tekrar.... Wink
_________________
"Öğrendiklerinden kalanlar sermayen olacaktır."
Bizim Çinli...

"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir."
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nagmee


Genel Moderatör


Kayıt: 25 Tem 2006
Mesajlar: 4582
Şehir: Bursa

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Mar 02, 2007 5:05 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

rica ederim ortak Smile biraz ortaya karışık oldu ama Gül Gül
_________________
Ayağa Kalk!... Uyumak İçin Önünde Sonsuzluk Var...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

florantine


Üye


Kayıt: 24 Hzr 2007
Mesajlar: 21
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Pzr Tem 20, 2008 6:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

teşekkürler çok yararı olduu Smile
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger

yasarx


Üye


Kayıt: 29 Ağu 2008
Mesajlar: 10
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Ağu 29, 2008 11:09 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

çok teşekkürler yaylı tanburu bulamasamda çok güzel bir çalışma olmuş tebrikler.
izmirli yasar Bravo

_________________
yaylı tanbur dinleyin.
izmirli yasar.
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Üyenin web sitesi

ceres


Fakülteli (5)


Kayıt: 16 Şub 2008
Mesajlar: 2166
Şehir: Ankara

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Ağu 29, 2008 2:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

çok teşekkürler ellerine sağlık gerçekten güzel bir çalışma olmuş
_________________
BeGüM
http://teenagers-fan.teensboards.com/forum.htm
arkadaşımın kurmuş olduğu küçük ve amatör bir forum sitesi ama geliştirmeye çalışıyoruz ve hepinizi bekliyorum Smile
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder Üyenin web sitesi MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Başlığa cevap gönder  


1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indirebilirsiniz



Güvenlik Sistemi CBACK CrackerTracker
3676 saldırı girişimi engellendi.

Copyright © 2006 Müzik Fakültesi