Üye Menüsü
  Kullanıcı Adı:
 
  Şifre:
 
  Her ziyaretimde otomatik giriş yap
 

 [ Şifremi unuttum ]
 [ Üye Ol ]
 



Arama Yap

Gelişmiş Arama İçin
Fakülte GOOGLE

Mini Menü

Müzik Terimleri Sözlüğü
BACH Notaları
CHOPIN Notaları
BEETHOVEN Notaları
MOZART Notaları
VIVALDI Notaları
PAGANINI Notaları
PALESTRINA Notaları
TCHAIKOVSKY Notaları
ALBENIZ Notaları
SCHUBERT Notaları
HANDEL Notaları
TELEMANN Notaları
Klasik Gitar Notaları
Pano Klavuzu

Fakülte GOOGLE


Google Önerileri



Dünya Sıralamasında -Fakülte-





Fisagor koması
 

Başlığa cevap gönder    -> Müzik Öğretmenleri
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj

reşo


Üye


Kayıt: 12 Eyl 2007
Mesajlar: 85
Şehir: Samsun

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Prş Oca 17, 2008 1:39 pm    Mesaj konusu: Fisagor koması Alıntıyla Cevap Gönder

Merhabalar


1) PİSAGOR KOMASI: frekanslarının birbirine oranı 3^12 / 2 ^19 = 531441/524288
(yaklaşık 1.013243) olan iki nota arasındaki fark. 3'ü kaç kere kendisiyle çarparsanız
çarpın çıkan rakamın 2'ye tam bölünmeyeceği şeklinde tezahür eden acı gerçeğin,
insanlığın müzikte yarattığı düzenle çatışmasının bir sonucudur. bir notadan başlanır,
frekansının üç katı hesaplanarak o notanın beşlisi, sonra elde edilen notanın beşlisi
hesaplanır. bu olay 12 kere tekrar edildiği vakit, ilk notaya dönüleceği sanılırken o
notadan bir pisagor koması daha ince bir notaya varılmıştır. ditonik
("iki nota arası"; si diyez-do arası) koma da denir.

Samsundan selamlar

_________________
aranjor Neşet DOĞAN
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Sponsor

reşo


Üye


Kayıt: 12 Eyl 2007
Mesajlar: 85
Şehir: Samsun

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Prş Oca 17, 2008 1:45 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Müzikte notaların kökeni ve Pisagor

Pisagor her ne kadar meşhur dik üçgen teoremi ile tanınsada, günümüz bilminin ulaştığı sevyede çok büyük bir paya sahiptir. Pisagor kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak farklı bilim dallarına ayırmış ve bu nedenle ’bilgi seven’ anlamına gelen ’filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Tüm bunların yanında müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temelini atılmıştır. ( M.Ö. 530-450)

Tüm yaşamını bilime ve insanlığa adayan pisagor, evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanırdı. Bu düşüncesine uygun olarak müziğin içindeki gizli matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken, demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarmasının ilgisini çekmesi üzerine, dükkana kapanarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış alarak notaları bulduğu rivayet edile gelmiştir.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı. Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,….) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,….) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.
Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır. Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır. ‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ’si’ adını almıştır.
Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

(1) PİSAGOR KOMASI: frekanslarının birbirine oranı 3^12 / 2 ^19 = 531441/524288 (yaklaşık 1.013243) olan iki nota arasındaki fark. 3'ü kaç kere kendisiyle çarparsanız çarpın çıkan rakamın 2'ye tam bölünmeyeceği şeklinde tezahür eden acı gerçeğin, insanlığın müzikte yarattığı düzenle çatışmasının bir sonucudur. bir notadan başlanır, frekansının üç katı hesaplanarak o notanın beşlisi, sonra elde edilen notanın beşlisi hesaplanır. bu olay 12 kere tekrar edildiği vakit, ilk notaya dönüleceği sanılırken o notadan bir pisagor koması daha ince bir notaya varılmıştır. ditonik ("iki nota arası"; si diyez-do arası) koma da denir.

(2) DIDYMUS KOMASI: frekanslarının birbirine oranı 81/80 = 1.0125 olan iki ses arasındaki aralık. çoksesli çalınınca iyi tınlayan bir akort düzeni için 5/4 olarak hesaplanmış üçlü aralıklar gerekir; 5/4, doğal majör akorunun üçlüsünü oluşturan armonik sesin frekansıdır (örneğin mi = do * 5/4). doğal üçlü aralık ile yukarıdaki yöntem ile aynı nota olduğu zannedilen notanın frekansının hesaplanması (3^4/2^cool ve bu iki rakamın karşılaştırılması durumunda karşımıza işte bu didymus koması adlı hain fark çıkar; çifte hüsran. sentonik koma da denir. batı müziğindeki muhtelif akort sistemleri bu iki komadan gelen hataların nasıl "yuvarlanacağı" ile ilgili çeşitli tavizlerin sonucu ortaya çıkmıştır.

(3) türk müziğinde kullanılan "koma" ise bir oktavın 53'de birine (frekans değeri 2^(1/53), yaklaşık 1.013164) denk düşen ve yukarıdaki iki değerin arasında kalan bir rakamdır (her ne kadar bazı nazariyat kitapları türk müziği komasının pisagor'cu koma olduğunu söylese de) pisagor akort düzeni'ni esas alan arel ezgi sisteminde, yaklaşık 9.006 komaya denk düşen tam aralık 9 koma, yaklaşık olarak 3.985 koma olan diyatonik yarım aralık (bakiye aralığı; mi-fa, si-do arasi) 4 koma kabul edilir. böylece bir oktav 53 komaya yuvarlanmış olur.

batı müziğinin bu kadar incelikli işten sonra gele gele geldiği nokta olan eşit aralıklı akort düzeninde ise komaya falan gerek yoktur, bir oktav haşırt diye onikiye bölünür, daha fazla bölünmez. illa da koma hesabı yapılacaksa, tam aralık yaklaşık 8.8333, yarım aralık yaklaşık 4.41667 komaya denk düşer. bu düzende bütün aralıklar birazcık uyumsuzdur, yalnızca oktavlar tam olarak uyumludur. her notada biraz yuvarlama hatası vardır


Pisagor Koması

Türk musikisi ses sisteminde, bir sekizli, 24 gayri müsâvî aralığa değil, 17 aralığa bölünür. Bu aralıklar gayri müsâvî ise de, bazı şartlarda müsâvî imiş gibi bir muamele görür. kullanılırsa da, nazariyatta bunlar 17 bölgede toplanır. Batı musikisinde, Fisagor sistemi içinde 35 farklı ses yazılır ve icra edilir. Bu 35 farklı ses, 12 bölgede toplanır. Transposition kolaylığı sağlamak için, bu 12 bölge, tampere sistemde, eşit aralıklıymış gibi düşünülür ve sabit perdeli sazlarda, o şekilde kullanılır. Bu düşünüş tarzı, 13. beşlide ilk sese kavuşmaya ve sistemi kapalı hâle dönüştürmeye de imkân sağlar.” (Tura, 1988, sayfa 128)

Aşağıdaki gözlemimizle Tura’nın tespitlerini birleştirip, önerimizi tartışmaya sunmak istiyoruz:

Türk musikisinde F harfi ile gösterilip fazla adı verilen aralık, 531 441 / 524 288 oranındaki Pisagor komasıdır ve Cent cinsinden karşılığı 23.46’dır. 1200 / 23.46 = 51.15’tir. Yani, bir sekizli yaklaşık olarak 51 Pisagor komasından oluşmaktadır. Bugünkü kullanımda ise, ‘koma’ denilince, genellikle, oktavın 53 eşit parçaya ayrılmasıyla elde edilen 22.64 Cent’lik aralık (Holder koması) anlaşılmaktadır.

Zarlino dizisinde olduğu gibi Lâ – Si ve Re – Mi aralıkları küçük tam ses; Do – Re, Fa – Sol, Sol – Lâ aralıkları büyük tam ses; Si – Do ve Mi – Fa aralıkları küçük yarım sesten oluşuyor kabul edilirse, ortaya bizim Rast perdelerimize benzeyen toplam 51 Pisagor koması genişliğinde şöyle bir dizi çıkar (Şekil 5’in üst kısmı):


Şekil 5 Eşit-olmayan 17 aralığa sahip geleneksel ses sistemimizin eşit aralıklıymış gibi düşünülmesi durumunda ortaya çıkan bölgeleri, bugün kullanmakta olduğumuz nota adları ve yerleri ile karşılaştırma grafiği

Şimdi de, Şekil 5’in altında uzun dikey çizgilerle gösterilen ve bir sekizliyi pestten tize 3’er Pisagor koması genişliğinde 17 eşit aralığa bölen kısma gözatalım. Safiüddin’in kullandığı perde adlarına göre düzenlenmiş bu şekilden anlaşıldığı üzere, örneğin Segâh bandı, 3 Pisagor koması genişliğindedir. Alt – orta ve üst olmak üzere 3 bölgeden oluşmaktadır. Ne zaman hangi bölgenin kullanılacağı, içinde bulunulan makama bağlı olacaktır. Örneğin, “Rast makamında Segâh perdesinin üst ucu, Hüseynî’de göbeği, Hicaz’da ise alt ucu kullanılmaktadır.” (Tura, 1988, sayfa 203).

Bu uzlaştırıcı çözüm önerisi hem geleneğe uygun bir yapı, hem de perde adlarının daha kolay öğrenilebilmesi olanağı sunmaktadır. Öte yandan, perde adedi azalmış gibi görünse de, 3’er alt-bölgeden oluştukları için gerçek durum böyle değildir. Musiki eğitimimizde çok başvurulan ‘koma’ terminolojisine de uygundur.

Özetle:

Bu bildirinin amacı, günümüzdeki teknik olanaklar sayesinde, soyut ses sistemi tartışmalarına son verilip, bilimsel/nesnel ölçütler üzerinde yoğunlaşılabileceğini göstermektir. Çünkü, a) Bir icrada kullanılan perdeler yüksek duyarlıklarla saptanabilmekte, Teorik olarak tasarlanan bir sistem derhal uygulamaya geçirilerek denenebilmektedir... Bu iki olanak sayesinde icra – teori birliğini sağlamak artık güç bir iş değildir.

Şu ana kadarki ölçüm ve denemelerimiz, musikimizde sanılandan çok daha fazla sayıda ses kullanıldığını göstermektedir. Bunların tümünün tam frekanslarını öğretmek ancak ileri akademik eğitimin konusu olabilir. O nedenle, konservatuvar ve derneklerde giriş düzeyindeki eğitim, bin yıllık gelenekte başarıyla uygulandığı gibi, bir sekizlide 17 aralık bulunduğu esasına dayandırılmalı ve perdelerin adlandırılmasında bu kurala uyulmalıdır. Perdelerin yerleri ise sabit noktalar olarak değil, belli bir frekans bandındaki değişken değerler olarak tanımlanmalıdır. Kaba bir bölünme modeli olarak sekizlinin 17 eşit aralığa bölünmesi alınabilir. Gerçek aralık ve perde değerleri ise, ölçümler bir an önce tamamlanarak belirlenmeli, ileri akademik eğitimlerde bunlar oran olarak, makam temelinde ya da onların birtakım gruplarda toplanması suretiyle ayrıca öğretilmelidir.

_________________
aranjor Neşet DOĞAN
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger

sanusta


Üye


Kayıt: 25 Şub 2007
Mesajlar: 58
Şehir: Denizli

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Cmt Mar 01, 2008 8:38 pm    Mesaj konusu: pisagor nedir Alıntıyla Cevap Gönder

bilgi için teşekkürler
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Önceki mesajları göster:   
Başlığa cevap gönder  


1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indirebilirsiniz



Güvenlik Sistemi CBACK CrackerTracker
3677 saldırı girişimi engellendi.

Copyright © 2006 Müzik Fakültesi