Üye Menüsü
  Kullanıcı Adı:
 
  Şifre:
 
  Her ziyaretimde otomatik giriş yap
 

 [ Şifremi unuttum ]
 [ Üye Ol ]
 


Arama Yap

Gelişmiş Arama İçin
Fakülte GOOGLE




Detone Oluyorum :(
 

Başlığa cevap gönder    -> Müzik Öğretmenleri
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj

trkolog


Yeni Üye


Kayıt: 30 Ağu 2011
Mesajlar: 3
Şehir: Muğla

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Sal Ağu 30, 2011 4:47 pm    Mesaj konusu: Detone Oluyorum :( Alıntıyla Cevap Gönder

Merhaba. Şarkı söylemeyi çocukluğumdan beri severim fakat son dönemlerde şarkı söylemek benim için bir ızdırap oldu. Önceleri çok güzel şarkı söylerdim ama artık ne zaman şarkı söylemeye kalksam bazen detone oluyorum. Bazı şarkıları çok güzel söylüyorum fakat bazı şarkılar beni çileden çıkartıyor. Müzik yeteneğim var. Sesim de güzel ama bir de detone olmasam herşey tam olacak. Şimdi bana şan dersi almamı tavsiye edenler çıkacak ama benim şan dersi alacak kadar maddi durumum müsait değil. Kendi kendime yapabileceğim birşeyler yok mu mesela ses eğitimiyle ilgili bir kitaptır, eğitim setidir vs. yok mu? Bu konuda yardımcı olursanız sevinirim. Crying or Very sad
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Sponsor

BasFlUdi


Fakülteli (1)


Kayıt: 19 Şub 2010
Mesajlar: 1156
Şehir: Antalya

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Sal Ağu 30, 2011 6:18 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Detone olduğunuzu bilmeniz bir avantaj. Benim tek önerebileceğim, konsantre olmak.
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

lasido


Fakülteli (3)


Kayıt: 14 Nis 2009
Mesajlar: 1494
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Ağu 31, 2011 1:07 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

 
Madem ki detone olduğunuzu fark edebiliyorsunuz; o zaman, bu sizin kendinizle ilgili "tarafsız" gözlemlerde bulunabildiğinizi gösterir.

Bu durumda, ben de sizin gözlemlerinize güvenerek bazı noktalara dikkat çekmek istiyorum :
  • "Önceleri çok güzel şarkı söylerdim ama artık ne zaman şarkı söylemeye kalksam bazen detone oluyorum."

    Önceleri... Şimdi... Arada ne değişmiş olabilir? Bir sağlık sorunu falan yaşadınız mı? Organik, ruhsal-sinirsel?.. Gerçi gençsiniz ama, tansiyonunuz ve şekeriniz normal mi? (Yalnızca olasılıklar üzerinde duruyoruz). Veya zorlu ve yıpratıcı bir dönemin ardından; kendinizi bitkin, tükenmiş, moralsiz hissetmek gibi şeyler?.. Ne bileyim, beslenme ve uyku düzeninizin uzun süredir bozuk seyretmesi de olabilir. Sürekli kullandığınız ilaçlar var mı veya alkol alışkanlığınız?.. (Bunlar zihin berraklığını ve şarkıya odaklanmayı olumsuz etkileyebilir).

    Şarkı söylemek, yetenekle ilgili olduğu kadar, aynı zamanda zihinsel ve fiziksel bir "kondisyon" işidir. Kondisyon düşmesine neden olan her şey, odaklanmayı da zorlaştırabilir.

    Bir de, belirtmeye gerek var mıydı bilmiyorum ama; sorularım aslında sizin kendinizi sorgulamanıza ve bu yolla size yardımcı olmaya yönelik. Tabii ki "özel" saydığınız noktalarda, buraya cevap yazmak gibi bir zorunluluğunuz yok.

  • "Bazı şarkıları çok güzel söylüyorum fakat bazı şarkılar beni çileden çıkartıyor."

    Sizi "çileden çıkartan" şarkıları eskiden detone olmaksızın söyleyebildiğinizi varsaysak, yanlış olur mu?

    Şimdi, "bazı şarkılar" ve "diğer bazı şarkılar" konusuna odaklanalım...

    Sizce bunların arasında (müziksel anlamda) ne tür farklar var?
    Örneğin; ani çıkışlar (pesten-tize) veya ani inişler (tizden-pese) ya da kademeli ama yavaş çıkış ve inişler... Bu ve benzeri konulara ilişkin gözlemleriniz oldu mu? Daha da iyisi, farklı şarkılarda detone olduğunuz bölümleri not alıp, o kısımları eserin notasından "görerek" incelemeyi denediniz mi? Aralarında "ortak yönler" var mı? Bu yöntem size ipucu sağlayabilir.

  • Şu sorulara vereceğiniz cevaplar da çok önemli ve belirleyici :

    . Detone olmaksızın söyeleyebildiğiniz şarkıları (istisnasız) her zaman düzgün söyleyebiliyor musunuz?
    . Detone olduklarınızı ise, her zaman veya sıklıkla mı böyle söylüyorsunuz? Ve şarkının hep aynı yerinde mi?
    . Herhangi bir tarihte, kabul edilebilir nedenlerle birkaç kez detone olduktan sonra, "ya yine detone olursam" gibi bir korku içinize yerleşmiş olabilir mi?

Ben konunun belli yönlerine değinmiş oldum. Siz diğer boyutlarını yine araştırmaya devam edebilirsiniz.

Şu kişisel görüşümü de aktarmalıyım: Şarkı söyleme yeteneği, yüzmek ya da bisiklete binmek gibidir. Yani bu yetenek kazanılmışsa veya doğuştan varsa; herhangi bir ciddi sorun (sağlık v.b.) yaşamadıkça, kolay kolay yitirilmez. Belki belli nedenlerle "geçici" sıkıntılar söz konusu olabilir.

O yüzden, moralinizi bozmadan, sorunun nedenlerine odaklanmaya ve konuya "bilimsel" yaklaşmaya çalışın. ("benim için bir ızdırap oldu" ... "beni çileden çıkartıyor" gibi ifadeleriniz, beni bu son cümleyi yazmaya zorladı).

Müzikle kalın!..

 
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

ERCAN BAŞ


Üye


Kayıt: 11 Tem 2006
Mesajlar: 35
Şehir: Tokat

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Ağu 31, 2011 12:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Tavsiyem şu günümüzün bazı şarkılarını söylemek biraz zor her eseri söylemeye çalışmayın. Önce kolaylarından başlayın... Bilgisayarınıza mikrofon takın ve öyle söyleyin. kendi sesinizi daha iyi tanımalı ve hissederek söylemelisiniz. Tabiki imkanınız varsa şan ve işitme eğitimi almak en mantıklısıdır.
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger

trkolog


Yeni Üye


Kayıt: 30 Ağu 2011
Mesajlar: 3
Şehir: Muğla

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Prş Eyl 01, 2011 4:55 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Öncelikle tavsiyreleriniz için hepinize teşekkür ediyorum.

lasido yazmış:

Bu durumda, ben de sizin gözlemlerinize güvenerek bazı noktalara dikkat çekmek istiyorum :
  • "Önceleri çok güzel şarkı söylerdim ama artık ne zaman şarkı söylemeye kalksam bazen detone oluyorum."

    Önceleri... Şimdi... Arada ne değişmiş olabilir? Bir sağlık sorunu falan yaşadınız mı? Organik, ruhsal-sinirsel?.. Gerçi gençsiniz ama, tansiyonunuz ve şekeriniz normal mi? (Yalnızca olasılıklar üzerinde duruyoruz). Veya zorlu ve yıpratıcı bir dönemin ardından; kendinizi bitkin, tükenmiş, moralsiz hissetmek gibi şeyler?.. Ne bileyim, beslenme ve uyku düzeninizin uzun süredir bozuk seyretmesi de olabilir. Sürekli kullandığınız ilaçlar var mı veya alkol alışkanlığınız?.. (Bunlar zihin berraklığını ve şarkıya odaklanmayı olumsuz etkileyebilir).

    Şarkı söylemek, yetenekle ilgili olduğu kadar, aynı zamanda zihinsel ve fiziksel bir "kondisyon" işidir. Kondisyon düşmesine neden olan her şey, odaklanmayı da zorlaştırabilir.

  • "Bazı şarkıları çok güzel söylüyorum fakat bazı şarkılar beni çileden çıkartıyor."

    Sizi "çileden çıkartan" şarkıları eskiden detone olmaksızın söyleyebildiğinizi varsaysak, yanlış olur mu?

    Şimdi, "bazı şarkılar" ve "diğer bazı şarkılar" konusuna odaklanalım...

    Sizce bunların arasında (müziksel anlamda) ne tür farklar var?
    Örneğin; ani çıkışlar (pesten-tize) veya ani inişler (tizden-pese) ya da kademeli ama yavaş çıkış ve inişler... Bu ve benzeri konulara ilişkin gözlemleriniz oldu mu? Daha da iyisi, farklı şarkılarda detone olduğunuz bölümleri not alıp, o kısımları eserin notasından "görerek" incelemeyi denediniz mi? Aralarında "ortak yönler" var mı? Bu yöntem size ipucu sağlayabilir.


  • Şu sorulara vereceğiniz cevaplar da çok önemli ve belirleyici :

    . Detone olmaksızın söyeleyebildiğiniz şarkıları (istisnasız) her zaman düzgün söyleyebiliyor musunuz?
    . Detone olduklarınızı ise, her zaman veya sıklıkla mı böyle söylüyorsunuz? Ve şarkının hep aynı yerinde mi?
    . Herhangi bir tarihte, kabul edilebilir nedenlerle birkaç kez detone olduktan sonra, "ya yine detone olursam" gibi bir korku içinize yerleşmiş olabilir mi?


Ben konunun belli yönlerine değinmiş oldum. Siz diğer boyutlarını yine araştırmaya devam edebilirsiniz.

Şu kişisel görüşümü de aktarmalıyım: Şarkı söyleme yeteneği, yüzmek ya da bisiklete binmek gibidir. Yani bu yetenek kazanılmışsa veya doğuştan varsa; herhangi bir ciddi sorun (sağlık v.b.) yaşamadıkça, kolay kolay yitirilmez. Belki belli nedenlerle "geçici" sıkıntılar söz konusu olabilir.

O yüzden, moralinizi bozmadan, sorunun nedenlerine odaklanmaya ve konuya "bilimsel" yaklaşmaya çalışın. ("benim için bir ızdırap oldu" ... "beni çileden çıkartıyor" gibi ifadeleriniz, beni bu son cümleyi yazmaya zorladı).

Müzikle kalın!..




Odaklanmak... Bunun müzikle bir ilgisi olduğunu düşünmemiştim bu zamana kadar. Söyledikleriniz benim için çok önemli. Son zamanlarda yoğun bir stres içerisindeyim. Belki de sebebi budur.


lasido yazmış:

. Detone olmaksızın söyeleyebildiğiniz şarkıları (istisnasız) her zaman düzgün söyleyebiliyor musunuz?


Çoğu zaman düzgünce söyleyebiliyorum bazen onlarda da detone olduğum oluyor ama detone olduğum yeri tekrar söyleyip düzeltebiliyorum o anda.

lasido yazmış:

. Detone olduklarınızı ise, her zaman veya sıklıkla mı böyle söylüyorsunuz? Ve şarkının hep aynı yerinde mi?


Zaman zaman öyle söylüyorum. Şarkının değişik yerlerinde olabiliyor detone olmam ama bazen hep aynı yerler de olabiliyor. Bazense hiç hatasız söylüyorum.


lasido yazmış:

. Herhangi bir tarihte, kabul edilebilir nedenlerle birkaç kez detone olduktan sonra, "ya yine detone olursam" gibi bir korku içinize yerleşmiş olabilir mi?[/b]


Kesinlikle evet. Bazen bu korku yüzünden şarkı söyleyeceğim zamanlarda strese giriyorum. Önceleri detonesiz şarkı söylerken neden şimdilerde detone olduğum konusunda düşünüyorum çoğu zaman ve bu nedenle şarkı söyleyeceğim zaman detone olmaktan korkuyorum.
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

ERCAN BAŞ


Üye


Kayıt: 11 Tem 2006
Mesajlar: 35
Şehir: Tokat

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Eyl 02, 2011 12:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Ço güzel bir konuya değiniyoruz. Aslında her müzikçinin dikkat etmesi gereken bir konu. Görüşler ve öneriler ile makale niteliğinde olmuş. Herkes hepsini sonuna kadar okusun.
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger

lasido


Fakülteli (3)


Kayıt: 14 Nis 2009
Mesajlar: 1494
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Eyl 02, 2011 5:25 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

 
Bazı şeyler henüz yeterince belirginleşmiş görünmüyor. O yüzden ek bazı sorular daha yöneltsem ve sonra beraberce bir durum değerlendirmesi yapmaya çalışsak, olur değil mi?

trkolog yazmış:
Son zamanlarda yoğun bir stres içerisindeyim. Belki de sebebi budur.

Burada "son zamanlarda" diyorsunuz. Zaten "önce-şimdi" ayrımını netleştirmeye çalışıyorduk. Bu konuda sizden biraz daha kesin bilgiler rica etsem (umarım sizi sıkmam) :
  • Detone olmadan şarkı söyleyebildiğiniz dönem ne zaman son buldu? (Kesine yakın bir tarih verebilir misiniz?)

  • Üstteki soruyla bağlantılı olarak, cevapsız kalmış olan şu sorumu yineleyeceğim :
    Sizi "çileden çıkartan" şarkıları eskiden "hiç" detone olmaksızın söyleyebildiğinizi varsaysak, yanlış olur mu?

  • Bu "yoğun stres" döneminizin başlangıcı, o aradaki "detoneliğe geçiş" döneminize mi denk geliyor? Yani, tarihler gerçekten örtüşüyor mu? (Yanlış bir iz üzerinden gidip, hep birlikte yanılıyor durumuna düşmemek için emin olmaya çalışıyorum.)

  • Şu "bazı şarkılar" ve "diğer bazı şarkılar" konusunda başlangıçta biraz daha kesin bir ayrım yapabiliyordunuz. Ancak, son verdiğiniz cevaplarda bu ayrım biraz silikleşti. Bu konuyu yeniden düşünmek ister misiniz, yoksa son cevaplarınızı geçerli sayalım mı? (Bu oldukça önemli.)

  • Birkaç gün için, detone olduğunuz şarkıları yalnızca "ıslıkla" deneyip, gözleminizi bizimle paylaşabilir misiniz? (Benzer şeyi ıslıkta da yaşıyor musunuz?)

  • Bir de, her ne kadar öğrenci olduğunuzu belirtmiş olsanız da; örneğin eğitim masraflarınızı karşılamak gerekçesiyle bile olsa, bir dinleyici kitlesine hitap etme zorunluluğunuz var mı, yoksa tümüyle "zevk için" mi şarkı söylüyorsunuz? (İkincisini kesinlikle küçümsemiyorum. Müziği seven bir insan için çok anlamlı ve değerli bir uğraş. Sormamın farklı bir nedeni var.)

Bilmiyorum, bu yazdıklarım adeta bir savcının sorgulaması gibi bir hava yaratıyor mu? Smile
Ama burada bir sohbet çerçevesinde, beraberce bulmaca çözüyoruz diye düşünebiliriz.

Müzikle kalın!..

 
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

trkolog


Yeni Üye


Kayıt: 30 Ağu 2011
Mesajlar: 3
Şehir: Muğla

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Pzr Eyl 04, 2011 4:14 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Alıntı:
umarım sizi sıkmam



Estağfurullah sıkmıyorsunuz aksine sorunumla ilgilendiğiniz için beni memnun ediyorsunuz. : )

Alıntı:
Detone olmadan şarkı söyleyebildiğiniz dönem ne zaman son buldu? (Kesine yakın bir tarih verebilir misiniz?)


2010 Kasım-Aralık dönemlerinde çok ağır bazı sorunlarla uğraşmıştım. Canımın hala fena halde sıkkın olduğunu söyleyebilirim. Ondan beridir sesimde bir tuhaflık, bir boğukluk hissetmeye başladım ve bu yüzden son zamanlarda iyi şarkı söyleyebildiğimi düşünmüyorum.


Alıntı:
Üstteki soruyla bağlantılı olarak, cevapsız kalmış olan şu sorumu yineleyeceğim :
Sizi "çileden çıkartan" şarkıları eskiden "hiç" detone olmaksızın söyleyebildiğinizi varsaysak, yanlış olur mu?


Evet, eskiden hiç detone olmadan şarkı söyleyebiliyordum. Bundan emindim(detone olmadığımdan)...


Alıntı:
Bu "yoğun stres" döneminizin başlangıcı, o aradaki "detoneliğe geçiş" döneminize mi denk geliyor? Yani, tarihler gerçekten örtüşüyor mu? (Yanlış bir iz üzerinden gidip, hep birlikte yanılıyor durumuna düşmemek için emin olmaya çalışıyorum.)


Öyle olduğunu zannediyorum. Çünkü o anlardan sonra sesimi yeterince düzgün kullanamadım. Belirttiğim tarihlerden çok kısa bir zaman önce insanların içinde yüksek sesle şarkı söylüyordum ve çevremdeki insanlar sesimin güzel olduğunu söylüyorlardı. Seneler öncesinden bahsetmiyorum, o stresli dönemden haftalar öncesi birçok insan sesimin güzel olduğunu söylemişti. Herşey kısa sürede değişti sanki.

Söylediklerinize göre, o yıpratıcı dönemin etkisiyle sesimi şimdilerde düzgün kullanamıyor olabilirim ama inşallah bu durum geçicidir. Neutral


Alıntı:
Şu "bazı şarkılar" ve "diğer bazı şarkılar" konusunda başlangıçta biraz daha kesin bir ayrım yapabiliyordunuz. Ancak, son verdiğiniz cevaplarda bu ayrım biraz silikleşti. Bu konuyu yeniden düşünmek ister misiniz, yoksa son cevaplarınızı geçerli sayalım mı? (Bu oldukça önemli.)


Bu konuda şimdiye kadar net cevap veremediğimin farkındayım. Detone olmadığım şarkı yok gibi doğrusu... Şöyle diyebilirim; çok detone olduğum ve az detone olduğum şarkılar var. Netice olarak detone olmadan söyleyebildiğim şarkı yok gibi; her şarkıda az ya da çok, detone olduğumu farkettim.

Alıntı:
Birkaç gün için, detone olduğunuz şarkıları yalnızca "ıslıkla" deneyip, gözleminizi bizimle paylaşabilir misiniz? (Benzer şeyi ıslıkta da yaşıyor musunuz?)


Hayır, ıslıkta detone olmuyorum.

Alıntı:
Bir de, her ne kadar öğrenci olduğunuzu belirtmiş olsanız da; örneğin eğitim masraflarınızı karşılamak gerekçesiyle bile olsa, bir dinleyici kitlesine hitap etme zorunluluğunuz var mı, yoksa tümüyle "zevk için" mi şarkı söylüyorsunuz? (İkincisini kesinlikle küçümsemiyorum. Müziği seven bir insan için çok anlamlı ve değerli bir uğraş. Sormamın farklı bir nedeni var.)


Zevk için; şarkı söylemeyi çok sevdiğim için diyebilirim. En büyük hayalim müzisyen olmak... Bir buçuk aydır büyük bir istekle klasik gitar çalışıyorum kendi kendime, gitarla şarkı söyleyebilmek için ama öncelikle bu sorunu çözmem gerek.


Alıntı:
Bilmiyorum, bu yazdıklarım adeta bir savcının sorgulaması gibi bir hava yaratıyor mu? Smile
Ama burada bir sohbet çerçevesinde, beraberce bulmaca çözüyoruz diye düşünebiliriz.


Size teşekkür ediyorum benimle ilgilenip yardımcı olmaya çalıştığınız için. : )
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

ERCAN BAŞ


Üye


Kayıt: 11 Tem 2006
Mesajlar: 35
Şehir: Tokat

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Pzr Eyl 04, 2011 6:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

" 2010 Kasım-Aralık dönemlerinde çok ağır bazı sorunlarla uğraşmıştım. Canımın hala fena halde sıkkın olduğunu söyleyebilirim."

Bayanlarda "bazı dönemlerde" şarkı söylerken bariz kaymalar olur, sesi kontrol edemezler yani ton sorunları çok olur. Operada bayan solistler o günlerde yerini yedeklerine bırakır. sanırı sizde de bazı dönemlere denk gelmiş olabilir.
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger

lasido


Fakülteli (3)


Kayıt: 14 Nis 2009
Mesajlar: 1494
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Sal Eyl 06, 2011 11:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

 
Önce bir açıklama yapmak istiyorum: Siz konu başlığını "Müzik Öğretmenleri" bölümüne açmışsınız. Ben ise bunu sonradan fark ettim. Ama konudan geri çekilmemin doğru olmayacağını düşünerek devam ettim. Ne var ki, müzik öğretmeni olmadığımı burada belirtmeden yazmayı sürdürürsem; kendimi, şu gazetelerdeki "sahte diş doktoru" haberlerinin öznesi gibi hissedeceğim. Smile

Eğer "ben yalnızca müzik öğretmenlerinin görüşlerini almak isterim" derseniz, yazdıklarımı dikkate almayabilirsiniz. Bu sizin hakkınız.

Bu aşamada yine aklıma takılan bazı sorular olmakla birlikte, sırf soru sormayıp, artık bazı değerlendirmeler de yapmak istiyorum.

trkolog yazmış:
Odaklanmak... Bunun müzikle bir ilgisi olduğunu düşünmemiştim bu zamana kadar. Söyledikleriniz benim için çok önemli. Son zamanlarda yoğun bir stres içerisindeyim. Belki de sebebi budur.


Evet, "odaklanma" kavramı önemlidir. Ancak ben bunun, ilk bakışta görünenden biraz daha karmaşık bir olgu olduğu kanısındayım.

Sayın BasFlUdi'nin ve Sayın Ercan Baş'ın şu görüşlerine katılmakla birlikte, bunu "odaklanma" konusunun boyutlarından yalnızca biri olarak görüyorum :

BasFlUdi yazmış:
Benim tek önerebileceğim, konsantre olmak.

ERCAN BAŞ yazmış:
Kendi sesinizi daha iyi tanımalı ve hissederek söylemelisiniz.

Neden "daha karmaşık" olarak gördüğümü, bu görüşlere de değinerek ayrıntılandırayım :

Odaklanmanın bana göre 4 temel boyutu var :
  1. Kişinin biyolojik durumu (beden sağlığı ve zindeliği)
  2. Kişinin psikolojik durumu (kendisini müzik yapmaya hazır hissetmesi, bunu engelleyecek ya da zorlaştıracak önemli psikolojik sıkıntılarının olmaması)
  3. Çevre koşulları (gürültüsüz, kargaşadan uzak, iç açıcı; yani "müzik yapma arzusunu yok etmeyecek" bir ortam)
  4. Kişinin müzik yapmanın gerektirdiği zihinsel çabayı göstermesi; yani dikkatini verip, müziğe yoğunlaşması
İşte diğer sayın üyelerin belirttikleri, bence konunun bu 4ncü boyutu kapsamında yer alıyor.

Yukarıdaki ilk 3 boyutu birer örnekle somutlaştırmaya çalışayım :

1. Gün içerisinde (sağlık sorunlarından ötürü) tansiyonunda veya kan şekerinde ciddi dalgalanmalar olan bir kişi, ne kadar dikkatini toplamaya çalışsa da, müziğe yoğunlaşmakta büyük zorluk çeker. (Böyle kişilerin trafikte araç kullanmaları da risklidir.)

2. Aşırı stres altında olan veya çok üzücü olayların moralsizliği içinde olan birisi, yine kendi çabasına rağmen yoğunlaşmakta zorlanır.

Yalnız burada "eşik" kavramını dile getirmezsek, konuyu eksik bırakmış oluruz.
"Katlanma eşiği" veya "etkilenme eşiği" diye adlandırabileceğimiz sınır, kişiden kişiye çok büyük değişkenlikler gösterir.

Kimisi vardır, çok yakını olan birisinin cenazesini kaldırdıktan yarım saat sonra bile sahneye çıkıp şarkı söyleyebilir. Ama kimisi de, bir arkadaşının tek bir ters sözü üzerine birkaç gün kendisini toparlayamaz ve tabii müzik de yapamaz. Bu durum, hem kişinin doğuştan gelen yapısına, hem de yetişme biçimine bağlı olarak farklı şekillerde karşımıza çıkar.

Burada "kendini iyi tanımak" önem kazanır. Yetişkin çağa gelindiğinde, bazı şeyleri değiştirmek o kadar kolay olmadığından; bu "kendini tanıma" ve ona uygun davranma konusu, kişinin kendisine haksızlık yapmaması açısından da ciddiye alınmalıdır. Yani, duyarlı ve kırılgan yapıdaki bir insanın, "şu kişi hiç etkilenmeden şarkısını söyleyebiliyor, ben niye bu kadar etkileniyorum?" diye karşılaştırmalar yaparak kendini kahretmesi, çok yanlış bir tutum olur.

3. Müzik yapmak için seçilen mekanda; istenmeyen sesler (gürültü), kötü kokular, aşırı dağınıklık veya pasaklılık, fazla hareketli olup görsel anlamda dikkat dağıtan şeyler; hep odaklanmayı olumsuz etkileyen ögelerdir. Ama, az önce değindiğimiz "eşik" kavramı, kendisini burada da gösterir.


Bu sıraladığım 4 boyutu, aynı zamanda bir piramitin aşağıdan yukarıya doğru katları gibi de düşünebiliriz. 1nci boyut taban, 4ncü boyut ise en üstteki sivri kısım olmak koşuluyla. Yani, önce tabanı (temeli) sağlam tutmak ve diğer katları yine sağlam bir şekilde onun üzerine inşa etmek gibi bir zorunluluk var.

Aslında tam da bu noktada, söz konusu piramiti "odaklanma" kavramının ötesine taşıyıp; gerekli yeteneğe sahip olmak şartıyla, "bir insanın müzik yapabilmesinin temel koşulları" olarak da kabul edebiliriz.

Bu "sıralı yapı" aynı zamanda, bir sorunla karşılaşıldığında izlenecek yola ilişkin bir "kılavuz" niteliğindedir.

Şimdi, genel değerlendirmelerden sizin özelinize doğru geçersek...

Beden sağlığınızla ilgili bir sorun bulunmadığından emin olmalısınız. Her ne kadar yakındığınız konu moral bozucu bir sürecin ardından ortaya çıkmış gibi görünse de; kimi zaman "sarsıcı" (travmatik) bazı olaylar, insanın psikolojisiyle birlikte beden sağlığını da ciddi anlamda etkileyebilir (örneğin, hormonal dengeyi).

İşin içinde "şarkı söylemek" olduğu için; "genel" beden sağlığınızın yanı sıra, "ses sağlığınız" da önem kazanıyor. Bununla; ses tellerini, boyun, boğaz ve ağız bölgesini etkileyebilen her türlü rahatsızlığı kastediyorum.

Son mesajınızda şu dikkatimi çekti: "Ondan beridir sesimde bir tuhaflık, bir boğukluk hissetmeye başladım ve bu yüzden son zamanlarda iyi şarkı söyleyebildiğimi düşünmüyorum."

İlk mesajdaki "sesim de güzel" ifadenizi, şu an hâlâ sesinizden hoşnutsunuz diye yorumlamıştım (detone konusu ayrı). Ama az önceki cümleniz, bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Burada iki olasılık var:
a. Ses sağlığınızı bozan organik bir etken, sizi psikolojik olarak da olumsuz etkileyip, detone olmanıza neden oluyor olabilir.
b. Ya da tam tersine, yaşadığınız moral bozucu olay sesinize de yansımış, hatta sesinize olan güveninizi yitirmeniz sonucunu doğurmuş olabilir.

Islıkla ilgili soruma verdiğiniz cevap oldukça ilginç ve ipucu niteliği de taşıyor (emin olduğunuzu varsayıyorum; siz yanılıyorsanız, ben de yanılırım).

Islığı "şarkı sesi" ile karşılaştırırsak, şunlar öne çıkar :
  • Aynı müzik yeteneğinden beslenir.
  • Kişinin kendi çabası anlamında bakarsak (4ncü boyut), odaklanma sorunları açısından şarkı sesiyle aynı konumdadır. (Sırf "zihinsel anlamda" odaklanamadığı için detone olan birisinin, ıslıkta odaklanıp da şarkıyı düzgün seslendirebilmesi düşünülemez.)
  • "Ses sağlığı" dışında, aynı bedensel (genel) sağlık koşullarına ihtiyaç duyar ve bundaki bozulmalardan o da etkilenir (kan dolaşımı, hormonlar v.b.).
  • Şarkı sesinden farklı olarak; ses tellerinden tümüyle bağımsızdır, boyun ve boğaz sağlığından ise duruma göre farklı ölçülerde etkilenebilir. Daha çok; ciğerler, dudaklar ve biraz da dil yardımıyla oluşturulur.
Sizin de fark edebileceğiniz gibi, ıslıkla detonesiz şarkı söyleyebiliyor olmanıza büyük anlam ve önem yüklemek üzereyiz. Smile  Bu yüzden, bir alınganlığa yol açmayacağı umuduyla yeniden sormak istiyorum :

Aynı koşullarda, aynı zaman dilimi içerisinde, aynı şarkıda; normal sesinizle detone olurken, ıslıkla detonesiz seslendirebiliyor musunuz? (Zararı yok, bunu gözlemlemek için kendinize zaman tanıyabilirsiniz. Ama mutlaka emin olmalısınız.)

Sırası gelmişken, diğer sorularımı da buraya sıkıştırayım :

Son mesajınızda "sesimde bir tuhaflık, bir boğukluk hissetmeye başladım" diyorsunuz.
Bu durum, salt sizin gözleminiz mi; yoksa o olaydan önce ve sonra sizin şarkı sesinizi tanıyan kişiler de bunu doğruluyor mu?

Diğer bir soru; bunu yalnızca şarkı söylerken mi hissediyorsunuz, yoksa normal "konuşma sesinizde" de aynı şey geçerli mi? (Vereceğiniz cevap çok önemli; gerekiyorsa uzun zamandır yakınınızda bulunan kişilerin de görüşünü alabilirsiniz.)

Bir de, özel olabileceği gerekçesiyle sizi sıkıntıya sokan olayı sormayacağım, ama en azından şunu cevaplayabilir misiniz? :

Yaşadığınız o sürecin, şarkı söylemenizle veya topluluk karşısına çıkmanızla ilgili (doğrudan ya da dolaylı) herhangi bir yönü var mıydı, yoksa bu tür konuların tümüyle dışında mıydı?


Hem şu ana kadarki süreçte, hem de yeni sorularıma vereceğiniz cevaplar ışığında; ben bu sorunu giderek dar bir alana hapsedebileceğimiz, yani olasılıkları azaltabileceğimiz umudundayım.

Ve çok büyük olasılıkla çözülebilir bir şey olduğunu düşünüyorum. Smile

Siz bu arada şu noktalara yoğunlaşabilirsiniz :

Hayatınızı kazanmak için şarkı söylemek gibi bir zorunluluğunuzun olmaması, kendinizi bu baskıdan kurtarıp rahatlamanız açısından büyük avantaj. Gerçi diğer türlü de olsa, dediğim gibi yine üstesinden gelinebilecek bir şey olduğu kanısındayım, ama böylesi işi daha da kolaylaştırır.

Konuya biraz gülümseyerek, biraz gırgıra alarak yaklaşmayı deneyin. Sanki söz konusu kişi siz değilmişsiniz de, bir başka insanı dışarıdan gözlemliyormuşsunuz gibi rahat olmaya çalışın. Madem ki gitar da çalıyorsunuz, bu geçici dönemin ardından güzel işler çıkarabilmek için şimdilik ağırlığı o tarafa verip, konuyu biraz zamana bırakmayı düşünebilirsiniz. Ben olsam, en azından yalnızken ve moralimin iyi olduğu anlarda şarkı denemesi yapmayı da bırakmazdım. Varsayalım ki yine detone oldum, önümde yeni denemeler için sonsuz sayıda fırsat olduğunu düşünerek bunu dert etmezdim. Ama tabii gerekli olduğu kanısına varmışsam, genel sağlık ve ses sağlığı açısından bir doktor kontrolünden geçmeyi de ihmal etmezdim.

Müzik konusunu tamamen bir tarafa bırakacak olursak, yaşadığınız o zorlu dönemin izlerinin yavaş yavaş silinmekte olduğunu söyleyebilir miyiz?

Zaten verimli, üretken bir insan olabilmek ve yaşama sevincimizi yitirmemek adına; ne ölçüde ağır olaylar yaşarsak yaşayalım, makul bir süre içerisinde bunu atlatıp, kendimizi toparlamak ve hedeflerimize doğru yol almak gibi bir sorumluluğumuz hep var.
. Kendimiz için
. Çevremiz için
. Bize verilmiş yetenekleri boşa harcamayıp; yararlı, güzel işlere dönüştürebilmek için


Rotanız hep umuttan yana olsun ve müzik de bu yolculukta size eşlik etsin!.. Smile

 
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

ERCAN BAŞ


Üye


Kayıt: 11 Tem 2006
Mesajlar: 35
Şehir: Tokat

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Eyl 07, 2011 2:19 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

La si do kardeş "keşke" tüm müzik öğretmenleri senin kadar sabırlı olsada bu kadar uzun yazıları sıkılmadan yazabilse. Mesleğin ne bilmiyorum ama müzik yorumcusu olabilirsin. Elinize sağlık kolay gelsin.
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger

lasido


Fakülteli (3)


Kayıt: 14 Nis 2009
Mesajlar: 1494
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Prş Eyl 08, 2011 1:09 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

ERCAN BAŞ yazmış:
La si do kardeş "keşke" tüm müzik öğretmenleri senin kadar sabırlı olsada bu kadar uzun yazıları sıkılmadan yazabilse. Mesleğin ne bilmiyorum ama müzik yorumcusu olabilirsin. Elinize sağlık kolay gelsin.


Çok teşekkür ederim.

Eğer hep birlikte arkadaşımızın bu sorunu çözmesine katkı sağlayabilirsek, ne mutlu bize.
Esenlikler diliyorum.

 
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

monte


Üye


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 210
Şehir: İstanbul

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Prş Eyl 08, 2011 11:57 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

lasido yazmış:
Islığı "şarkı sesi" ile karşılaştırırsak, şunlar öne çıkar :

Aynı müzik yeteneğinden beslenir.

Kişinin kendi çabası anlamında bakarsak (4ncü boyut), odaklanma sorunları açısından şarkı sesiyle aynı konumdadır. (Sırf "zihinsel anlamda" odaklanamadığı için detone olan birisinin, ıslıkta odaklanıp da şarkıyı düzgün seslendirebilmesi düşünülemez.)

"Ses sağlığı" dışında, aynı bedensel (genel) sağlık koşullarına ihtiyaç duyar ve bundaki bozulmalardan o da etkilenir (kan dolaşımı, hormonlar v.b.).

Şarkı sesinden farklı olarak; ses tellerinden tümüyle bağımsızdır, boyun ve boğaz sağlığından ise duruma göre farklı ölçülerde etkilenebilir. Daha çok; ciğerler, dudaklar ve biraz da dil yardımıyla oluşturulur.

Sizin de fark edebileceğiniz gibi, ıslıkla detonesiz şarkı söyleyebiliyor olmanıza büyük anlam ve önem yüklemek üzereyiz. Bu yüzden, bir alınganlığa yol açmayacağı umuduyla yeniden sormak istiyorum :

Aynı koşullarda, aynı zaman dilimi içerisinde, aynı şarkıda; normal sesinizle detone olurken, ıslıkla detonesiz seslendirebiliyor musunuz? (Zararı yok, bunu gözlemlemek için kendinize zaman tanıyabilirsiniz. Ama mutlaka emin olmalısınız.)
 


Değerlendirmelerinizi ilgiyle okudum.
Islıkla sesin paralelliğinden yola çıkarak problemin çözümüne ulaşma konusunda biraz daha temkinli yaklaşmak gerekebilir.
http://www.muzikfakultesi.com/portal/calabildigi-islik-kisinin-ses-araligini-yansitir-mi-vt20722.html?highlight=
Bana göre tespitiniz ses aralığı (kaç oktav ve hangi aralıkta) ile ıslık aralığının örtüştüğü durumlar için yerinde.
Ancak örtüşmediği durumda örneğin tiz bölgede sesinizin sınırının üzerinde bir geçişi ıslıkla detone olmadan yapabiliyor olmak yanıltıcı olacaktır. Ya da pes bölgede alt sınırda sesinizle inmekte zorlandığınız bir geçişi ıslıkla yapabilirsiniz.

Genel olarak da örneğin önceki durumda 2 oktav kullanılabilen bir sesin kullanılabilirliği yeni durumda 1.5 oktava inmişse, tiz ve pes bölgedeki daralmalardan kaynaklı sınırları zorlayan geçişlerde detone olma ihtimalinin daha yüksek olacağını düşünüyorum.

Yani bana göre problem ses aralığının sınır bölgelerinde kendini gösteriyor. Bundan emin olmak için ton değiştirerek aynı şarkı denenebilir. Bu durumda sıkıntı yoksa, genel olarak ses aralığının sınırlarını eski haline getirme yollarına, egzersiz, uzman desteği, doktor görüşü... gidilmelidir.

_________________
Lambada titreyen alev üşüyor...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder

lasido


Fakülteli (3)


Kayıt: 14 Nis 2009
Mesajlar: 1494
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Prş Eyl 08, 2011 5:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

monte yazmış:
Değerlendirmelerinizi ilgiyle okudum.
Islıkla sesin paralelliğinden yola çıkarak problemin çözümüne ulaşma konusunda biraz daha temkinli yaklaşmak gerekebilir.
http://www.muzikfakultesi.com/portal/calabildigi-islik-kisinin-ses-araligini-yansitir-mi-vt20722.html?highlight=
Bana göre tespitiniz ses aralığı (kaç oktav ve hangi aralıkta) ile ıslık aralığının örtüştüğü durumlar için yerinde.
Ancak örtüşmediği durumda örneğin tiz bölgede sesinizin sınırının üzerinde bir geçişi ıslıkla detone olmadan yapabiliyor olmak yanıltıcı olacaktır. Ya da pes bölgede alt sınırda sesinizle inmekte zorlandığınız bir geçişi ıslıkla yapabilirsiniz.

Genel olarak da örneğin önceki durumda 2 oktav kullanılabilen bir sesin kullanılabilirliği yeni durumda 1.5 oktava inmişse, tiz ve pes bölgedeki daralmalardan kaynaklı sınırları zorlayan geçişlerde detone olma ihtimalinin daha yüksek olacağını düşünüyorum.

Yani bana göre problem ses aralığının sınır bölgelerinde kendini gösteriyor. Bundan emin olmak için ton değiştirerek aynı şarkı denenebilir. Bu durumda sıkıntı yoksa, genel olarak ses aralığının sınırlarını eski haline getirme yollarına, egzersiz, uzman desteği, doktor görüşü... gidilmelidir.


Öncelikle, değerlendirmelerime ilişkin görüş belirttiğiniz için teşekkür ederim.

Yazdıklarımın tamamını en başından itibaren okuma fırsatınız olduysa, şunları fark etmiş olmalısınız :

. Konuya dar açıdan, tek yönlü, tek boyutlu yaklaşmıyorum
. Kendi varsayımlarım veya tahminlerimle değil, arkadaşımızın verdiği bilgilerin kılavuzluğunda yürümeye çalışıyorum
. Daha temel nitelikteki aşamaları sorgulayıp irdelemeden, sonraki adımlara geçmek gibi bir acelecilikten uzak durmaya özen gösteriyorum
. Kesin kanıya varmak için yeterli bir noktaya gelmeden, sonuç cümleleri kurmaktan kaçınıyorum


Cevabımın sonraki bölümüne geçmeden önce ben size bir soru yöneltmek isterim :

monte yazmış:
Islıkla sesin paralelliğinden yola çıkarak problemin çözümüne ulaşma konusunda biraz daha temkinli yaklaşmak gerekebilir.

"Islıkla sesin paralelliğinden yola çıkmak" ile neyi kastettiğinizi öğrenebilir miyim?

Sanıyorum benim şu cümlemden ötürü bu uyarıyı yapma gereği duydunuz :

"Islıkla detonesiz şarkı söyleyebiliyor olmanıza büyük anlam ve önem yüklemek üzereyiz".

Oysa ben nasıl bir "anlam ve önem" yükleyeceğimizi henüz açıklamamıştım. Smile
Ama ipuçlarını da vermiştim. Bakınız :

Islığı "şarkı sesi" ile karşılaştırırsak, şunlar öne çıkar :
  • Aynı müzik yeteneğinden beslenir.
  • Kişinin kendi çabası anlamında bakarsak (4ncü boyut), odaklanma sorunları açısından şarkı sesiyle aynı konumdadır. (Sırf "zihinsel anlamda" odaklanamadığı için detone olan birisinin, ıslıkta odaklanıp da şarkıyı düzgün seslendirebilmesi düşünülemez.)
  • "Ses sağlığı" dışında, aynı bedensel (genel) sağlık koşullarına ihtiyaç duyar ve bundaki bozulmalardan o da etkilenir (kan dolaşımı, hormonlar v.b.).
  • Şarkı sesinden farklı olarak; ses tellerinden tümüyle bağımsızdır, boyun ve boğaz sağlığından ise duruma göre farklı ölçülerde etkilenebilir. Daha çok; ciğerler, dudaklar ve biraz da dil yardımıyla oluşturulur.

Sizin de görebileceğiniz gibi, burada şarkı sesi ile ıslığı bir tutan, aynı kefeye koyan (sizin deyiminizle "paralellik kuran") bir yaklaşım söz konusu değil. İkisinin ortak ve farklı yönlerini "ayrı ayrı" sıralıyorum. Daha kolay göze çarpsın diye; ortak yönlere mavi, farklı olanlara ise kırmızı renk vererek belirginleştirmeye çalıştım.

Arkadaşımızın cevabını kesinleştirmesinin ardından, işte bu maddelerin de yol göstericiliğiyle konuyu biraz daha berraklaştırabileceğimiz umudundayım.

Şunu da vurgulamak isterim: Farkındaysanız, arkadaşımızın kendisi bile bu konuyu gündeme getirmemişken; daha ilk mesajımdan bu yana işin "sağlık" boyutunu hiç göz ardı etmedim. Hatta son mesajımın önemli bir kısmı, konunun sağlık boyutuyla ilgili (genel beden sağlığı, ses sağlığı, psikolojik durum) :

lasido yazmış:
Beden sağlığınızla ilgili bir sorun bulunmadığından emin olmalısınız. Her ne kadar yakındığınız konu moral bozucu bir sürecin ardından ortaya çıkmış gibi görünse de; kimi zaman "sarsıcı" (travmatik) bazı olaylar, insanın psikolojisiyle birlikte beden sağlığını da ciddi anlamda etkileyebilir (örneğin, hormonal dengeyi).

İşin içinde "şarkı söylemek" olduğu için; "genel" beden sağlığınızın yanı sıra, "ses sağlığınız" da önem kazanıyor. Bununla; ses tellerini, boyun, boğaz ve ağız bölgesini etkileyebilen her türlü rahatsızlığı kastediyorum.

Son mesajınızda şu dikkatimi çekti: "Ondan beridir sesimde bir tuhaflık, bir boğukluk hissetmeye başladım ve bu yüzden son zamanlarda iyi şarkı söyleyebildiğimi düşünmüyorum."

İlk mesajdaki "sesim de güzel" ifadenizi, şu an hâlâ sesinizden hoşnutsunuz diye yorumlamıştım (detone konusu ayrı). Ama az önceki cümleniz, bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Burada iki olasılık var:
a. Ses sağlığınızı bozan organik bir etken, sizi psikolojik olarak da olumsuz etkileyip, detone olmanıza neden oluyor olabilir.
b. Ya da tam tersine, yaşadığınız moral bozucu olay sesinize de yansımış, hatta sesinize olan güveninizi yitirmeniz sonucunu doğurmuş olabilir.

...

Son mesajınızda "sesimde bir tuhaflık, bir boğukluk hissetmeye başladım" diyorsunuz.
Bu durum, salt sizin gözleminiz mi; yoksa o olaydan önce ve sonra sizin şarkı sesinizi tanıyan kişiler de bunu doğruluyor mu?

Diğer bir soru; bunu yalnızca şarkı söylerken mi hissediyorsunuz, yoksa normal "konuşma sesinizde" de aynı şey geçerli mi? (Vereceğiniz cevap çok önemli; gerekiyorsa uzun zamandır yakınınızda bulunan kişilerin de görüşünü alabilirsiniz.)

...

Ama tabii gerekli olduğu kanısına varmışsam, genel sağlık ve ses sağlığı açısından bir doktor kontrolünden geçmeyi de ihmal etmezdim.


Son mesajımdan bütün bu alıntıları, sizin şu satırlarınız nedeniyle yapma gereği duydum :

monte yazmış:
Genel olarak da örneğin önceki durumda 2 oktav kullanılabilen bir sesin kullanılabilirliği yeni durumda 1.5 oktava inmişse, tiz ve pes bölgedeki daralmalardan kaynaklı sınırları zorlayan geçişlerde detone olma ihtimalinin daha yüksek olacağını düşünüyorum.

Yani bana göre problem ses aralığının sınır bölgelerinde kendini gösteriyor. Bundan emin olmak için ton değiştirerek aynı şarkı denenebilir. Bu durumda sıkıntı yoksa, genel olarak ses aralığının sınırlarını eski haline getirme yollarına, egzersiz, uzman desteği, doktor görüşü... gidilmelidir.


Evet, ses sağlığının önemi konusunda görüş birliği içerisindeyiz.
Ama doğrusunu isterseniz; hem genel anlamda, hem de arkadaşımızın durumu özelinde şunu da sorgulamadan geçemeyeceğim :

"Ses aralığı yetmezliği" diye adlandırabileceğimiz durum; yani tizlere çıkmakta ve/veya peslere inmekte yetersizlik ve buna bağlı ses bozulmaları/kaymaları, teknik anlamda "detone olmak" ile eş anlamlı mıdır? Veya en azından örtüşür mü?

Belki soruyu şöyle sormak daha anlamlı: Bir müzisyen veya en azından müzikle içli dışlı olan birisi, sınır bölgelerdeki ses zorlanmalarını "detone olmak" şeklinde mi yansıtır?

Bence ikisi farklı şeylerdir. Detone'de, sınır bölgelerini zorlamak gibi bir durum söz konusu olmasa bile, ses (nota) kaymaları yaşanır.

trkolog yazmış:
Evet, eskiden hiç detone olmadan şarkı söyleyebiliyordum. Bundan emindim(detone olmadığımdan)
...
Detone olmadığım şarkı yok gibi doğrusu... Şöyle diyebilirim; çok detone olduğum ve az detone olduğum şarkılar var. Netice olarak detone olmadan söyleyebildiğim şarkı yok gibi; her şarkıda az ya da çok, detone olduğumu farkettim.


Daha önce şarkıları "hiç detonesiz" söyleyebildiğinden emin olan bir kişi, bir dönemden sonra tüm şarkılarda detone oluyorsa; "acaba söylediği tüm şarkılar o kişinin ses aralığını zorlayacak nitelikte mi?" sorusu da gündeme geliyor.

Ama bu konuda arkadaşımızdan da katkıda bulunmasını rica edelim. Örneğin, sizin "ton değiştirme" önerinizi deneyip, sonucunu bizlere aktarabilir.
Zaten bu söyleşi, son yönelttiğim birkaç soruyla birlikte bu konunun da netleştirilmesi aşamasına gelmişti (ses boğukluğu, seste tuhaflık algısı).


Katkınızdan ötürü tekrar teşekkür ediyorum. Esen kalın!..

 
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

monte


Üye


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 210
Şehir: İstanbul

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Eyl 09, 2011 11:55 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

lasido yazmış:
monte yazmış:
Değerlendirmelerinizi ilgiyle okudum.
Islıkla sesin paralelliğinden yola çıkarak problemin çözümüne ulaşma konusunda biraz daha temkinli yaklaşmak gerekebilir.
http://www.muzikfakultesi.com/portal/calabildigi-islik-kisinin-ses-araligini-yansitir-mi-vt20722.html?highlight=
Bana göre tespitiniz ses aralığı (kaç oktav ve hangi aralıkta) ile ıslık aralığının örtüştüğü durumlar için yerinde.
Ancak örtüşmediği durumda örneğin tiz bölgede sesinizin sınırının üzerinde bir geçişi ıslıkla detone olmadan yapabiliyor olmak yanıltıcı olacaktır. Ya da pes bölgede alt sınırda sesinizle inmekte zorlandığınız bir geçişi ıslıkla yapabilirsiniz.

Genel olarak da örneğin önceki durumda 2 oktav kullanılabilen bir sesin kullanılabilirliği yeni durumda 1.5 oktava inmişse, tiz ve pes bölgedeki daralmalardan kaynaklı sınırları zorlayan geçişlerde detone olma ihtimalinin daha yüksek olacağını düşünüyorum.

Yani bana göre problem ses aralığının sınır bölgelerinde kendini gösteriyor. Bundan emin olmak için ton değiştirerek aynı şarkı denenebilir. Bu durumda sıkıntı yoksa, genel olarak ses aralığının sınırlarını eski haline getirme yollarına, egzersiz, uzman desteği, doktor görüşü... gidilmelidir.


Öncelikle, değerlendirmelerime ilişkin görüş belirttiğiniz için teşekkür ederim.

Yazdıklarımın tamamını en başından itibaren okuma fırsatınız olduysa, şunları fark etmiş olmalısınız :

. Konuya dar açıdan, tek yönlü, tek boyutlu yaklaşmıyorum
. Kendi varsayımlarım veya tahminlerimle değil, arkadaşımızın verdiği bilgilerin kılavuzluğunda yürümeye çalışıyorum
. Daha temel nitelikteki aşamaları sorgulayıp irdelemeden, sonraki adımlara geçmek gibi bir acelecilikten uzak durmaya özen gösteriyorum
. Kesin kanıya varmak için yeterli bir noktaya gelmeden, sonuç cümleleri kurmaktan kaçınıyorum


Cevabımın sonraki bölümüne geçmeden önce ben size bir soru yöneltmek isterim :

monte yazmış:
Islıkla sesin paralelliğinden yola çıkarak problemin çözümüne ulaşma konusunda biraz daha temkinli yaklaşmak gerekebilir.

"Islıkla sesin paralelliğinden yola çıkmak" ile neyi kastettiğinizi öğrenebilir miyim?

Sanıyorum benim şu cümlemden ötürü bu uyarıyı yapma gereği duydunuz :

"Islıkla detonesiz şarkı söyleyebiliyor olmanıza büyük anlam ve önem yüklemek üzereyiz".

Oysa ben nasıl bir "anlam ve önem" yükleyeceğimizi henüz açıklamamıştım. Smile
Ama ipuçlarını da vermiştim. Bakınız :

Islığı "şarkı sesi" ile karşılaştırırsak, şunlar öne çıkar :
  • Aynı müzik yeteneğinden beslenir.
  • Kişinin kendi çabası anlamında bakarsak (4ncü boyut), odaklanma sorunları açısından şarkı sesiyle aynı konumdadır. (Sırf "zihinsel anlamda" odaklanamadığı için detone olan birisinin, ıslıkta odaklanıp da şarkıyı düzgün seslendirebilmesi düşünülemez.)
  • "Ses sağlığı" dışında, aynı bedensel (genel) sağlık koşullarına ihtiyaç duyar ve bundaki bozulmalardan o da etkilenir (kan dolaşımı, hormonlar v.b.).
  • Şarkı sesinden farklı olarak; ses tellerinden tümüyle bağımsızdır, boyun ve boğaz sağlığından ise duruma göre farklı ölçülerde etkilenebilir. Daha çok; ciğerler, dudaklar ve biraz da dil yardımıyla oluşturulur.

Sizin de görebileceğiniz gibi, burada şarkı sesi ile ıslığı bir tutan, aynı kefeye koyan (sizin deyiminizle "paralellik kuran") bir yaklaşım söz konusu değil. İkisinin ortak ve farklı yönlerini "ayrı ayrı" sıralıyorum. Daha kolay göze çarpsın diye; ortak yönlere mavi, farklı olanlara ise kırmızı renk vererek belirginleştirmeye çalıştım.

Arkadaşımızın cevabını kesinleştirmesinin ardından, işte bu maddelerin de yol göstericiliğiyle konuyu biraz daha berraklaştırabileceğimiz umudundayım.

Şunu da vurgulamak isterim: Farkındaysanız, arkadaşımızın kendisi bile bu konuyu gündeme getirmemişken; daha ilk mesajımdan bu yana işin "sağlık" boyutunu hiç göz ardı etmedim. Hatta son mesajımın önemli bir kısmı, konunun sağlık boyutuyla ilgili (genel beden sağlığı, ses sağlığı, psikolojik durum) :

lasido yazmış:
Beden sağlığınızla ilgili bir sorun bulunmadığından emin olmalısınız. Her ne kadar yakındığınız konu moral bozucu bir sürecin ardından ortaya çıkmış gibi görünse de; kimi zaman "sarsıcı" (travmatik) bazı olaylar, insanın psikolojisiyle birlikte beden sağlığını da ciddi anlamda etkileyebilir (örneğin, hormonal dengeyi).

İşin içinde "şarkı söylemek" olduğu için; "genel" beden sağlığınızın yanı sıra, "ses sağlığınız" da önem kazanıyor. Bununla; ses tellerini, boyun, boğaz ve ağız bölgesini etkileyebilen her türlü rahatsızlığı kastediyorum.

Son mesajınızda şu dikkatimi çekti: "Ondan beridir sesimde bir tuhaflık, bir boğukluk hissetmeye başladım ve bu yüzden son zamanlarda iyi şarkı söyleyebildiğimi düşünmüyorum."

İlk mesajdaki "sesim de güzel" ifadenizi, şu an hâlâ sesinizden hoşnutsunuz diye yorumlamıştım (detone konusu ayrı). Ama az önceki cümleniz, bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Burada iki olasılık var:
a. Ses sağlığınızı bozan organik bir etken, sizi psikolojik olarak da olumsuz etkileyip, detone olmanıza neden oluyor olabilir.
b. Ya da tam tersine, yaşadığınız moral bozucu olay sesinize de yansımış, hatta sesinize olan güveninizi yitirmeniz sonucunu doğurmuş olabilir.

...

Son mesajınızda "sesimde bir tuhaflık, bir boğukluk hissetmeye başladım" diyorsunuz.
Bu durum, salt sizin gözleminiz mi; yoksa o olaydan önce ve sonra sizin şarkı sesinizi tanıyan kişiler de bunu doğruluyor mu?

Diğer bir soru; bunu yalnızca şarkı söylerken mi hissediyorsunuz, yoksa normal "konuşma sesinizde" de aynı şey geçerli mi? (Vereceğiniz cevap çok önemli; gerekiyorsa uzun zamandır yakınınızda bulunan kişilerin de görüşünü alabilirsiniz.)

...

Ama tabii gerekli olduğu kanısına varmışsam, genel sağlık ve ses sağlığı açısından bir doktor kontrolünden geçmeyi de ihmal etmezdim.


Son mesajımdan bütün bu alıntıları, sizin şu satırlarınız nedeniyle yapma gereği duydum :

monte yazmış:
Genel olarak da örneğin önceki durumda 2 oktav kullanılabilen bir sesin kullanılabilirliği yeni durumda 1.5 oktava inmişse, tiz ve pes bölgedeki daralmalardan kaynaklı sınırları zorlayan geçişlerde detone olma ihtimalinin daha yüksek olacağını düşünüyorum.

Yani bana göre problem ses aralığının sınır bölgelerinde kendini gösteriyor. Bundan emin olmak için ton değiştirerek aynı şarkı denenebilir. Bu durumda sıkıntı yoksa, genel olarak ses aralığının sınırlarını eski haline getirme yollarına, egzersiz, uzman desteği, doktor görüşü... gidilmelidir.


Evet, ses sağlığının önemi konusunda görüş birliği içerisindeyiz.
Ama doğrusunu isterseniz; hem genel anlamda, hem de arkadaşımızın durumu özelinde şunu da sorgulamadan geçemeyeceğim :

"Ses aralığı yetmezliği" diye adlandırabileceğimiz durum; yani tizlere çıkmakta ve/veya peslere inmekte yetersizlik ve buna bağlı ses bozulmaları/kaymaları, teknik anlamda "detone olmak" ile eş anlamlı mıdır? Veya en azından örtüşür mü?

Belki soruyu şöyle sormak daha anlamlı: Bir müzisyen veya en azından müzikle içli dışlı olan birisi, sınır bölgelerdeki ses zorlanmalarını "detone olmak" şeklinde mi yansıtır?

Bence ikisi farklı şeylerdir. Detone'de, sınır bölgelerini zorlamak gibi bir durum söz konusu olmasa bile, ses (nota) kaymaları yaşanır.

trkolog yazmış:
Evet, eskiden hiç detone olmadan şarkı söyleyebiliyordum. Bundan emindim(detone olmadığımdan)
...
Detone olmadığım şarkı yok gibi doğrusu... Şöyle diyebilirim; çok detone olduğum ve az detone olduğum şarkılar var. Netice olarak detone olmadan söyleyebildiğim şarkı yok gibi; her şarkıda az ya da çok, detone olduğumu farkettim.


Daha önce şarkıları "hiç detonesiz" söyleyebildiğinden emin olan bir kişi, bir dönemden sonra tüm şarkılarda detone oluyorsa; "acaba söylediği tüm şarkılar o kişinin ses aralığını zorlayacak nitelikte mi?" sorusu da gündeme geliyor.

Ama bu konuda arkadaşımızdan da katkıda bulunmasını rica edelim. Örneğin, sizin "ton değiştirme" önerinizi deneyip, sonucunu bizlere aktarabilir.
Zaten bu söyleşi, son yönelttiğim birkaç soruyla birlikte bu konunun da netleştirilmesi aşamasına gelmişti (ses boğukluğu, seste tuhaflık algısı).


Katkınızdan ötürü tekrar teşekkür ediyorum. Esen kalın!..

 


lasido yazmış:
Konuya dar açıdan, tek yönlü, tek boyutlu yaklaşmıyorum

Problemi irdeleme biçiminizi doğru bulduğumdan bulgularınızın üzerine kendi fikrimi beyan edip çekincemi belirttim. Bunun için benzer bir irdelemeyi trkolog’un problemini çözümlemek üzere gereksiz gördüm.
Sizin yaklaşımınızda da ıslıkla ilgili fikrinizi okuduktan sonra ses genişliği ile ıslık (ses) genişliğinin örtüşmediği çekincesini gözönünde bulundurmak gerektiğini söyledim.
monte yazmış:
Bana göre tespitiniz ses aralığı (kaç oktav ve hangi aralıkta) ile ıslık aralığının örtüştüğü durumlar için yerinde.

Bana gore varsayımlar veya tahminlerden yola çıkarak bir yol çizmek bir çözüm seçeneği sunmaktır (doğrulanırsa. Yanlışsa o seçenek elenmiş olur).
lasido yazmış:
Daha temel nitelikteki aşamaları sorgulayıp irdelemeden, sonraki adımlara geçmek gibi bir acelecilikten uzak durmaya özen gösteriyorum

Az önceki “varsayımları çözüm seçeneği sunmanın bir parçası olarak görmem” böyle bir kanı oluşturdu sanırım.
lasido yazmış:
Kesin kanıya varmak için yeterli bir noktaya gelmeden, sonuç cümleleri kurmaktan kaçınıyorum

Ben yine varsayımı net belirlenmiş durum için çözüme yönelik tahminde bulunmakta bir sakınca görmüyorum, aksine varsayımın test edilmesi durumunda çözüme yönelik daha net bulgular oluşturacağı kanaati taşıyorum.
lasido yazmış:
"Islıkla sesin paralelliğinden yola çıkmak" ile neyi kastettiğinizi öğrenebilir miyim?
Sanıyorum benim şu cümlemden ötürü bu uyarıyı yapma gereği duydunuz :

"Islıkla detonesiz şarkı söyleyebiliyor olmanıza büyük anlam ve önem yüklemek üzereyiz".

Oysa ben nasıl bir "anlam ve önem" yükleyeceğimizi henüz açıklamamıştım.



Farkettiğiniz gibi “büyük anlam ve önem” ifadesi böyle bir algı oluşturdu. Bunun için de dediğiniz yanlış demedim sadece temkinli olmak ve bahsettiğim “ses-ıslık ses genişliği” farklılığının gözönünde bulundurulması gerektiğini, (ifadelerinizden probleme temkinli yaklaştığınız zaten anlaşılıyor ancak “biraz daha temkinli” yaklaşmak gerektiğini) düşündüm.

lasido yazmış:
Ses aralığı yetmezliği" diye adlandırabileceğimiz durum; yani tizlere çıkmakta ve/veya peslere inmekte yetersizlik ve buna bağlı ses bozulmaları/kaymaları, teknik anlamda "detone olmak" ile eş anlamlı mıdır? Veya en azından örtüşür mü?

Belki soruyu şöyle sormak daha anlamlı: Bir müzisyen veya en azından müzikle içli dışlı olan birisi, sınır bölgelerdeki ses zorlanmalarını "detone olmak" şeklinde mi yansıtır?

Bence ikisi farklı şeylerdir. Detone'de, sınır bölgelerini zorlamak gibi bir durum söz konusu olmasa bile, ses (nota) kaymaları yaşanır.

Böyle bir anlam farkı varsa tabiki haklısınız.
Ben detone olmayı “ton dışına çıkmak, olması gereken sesi basmamak” diye düşündüm. Yani entonasyon “olması gereken sesin basılması, duyurulması, o sesin içinde kalınması durumu” ise detone olmak o sesin altında, sürtone olmak da o sesin üstünde bir sesi basmak, duyurmak olarak biliyorum. Dolayısıyla sınır bölgelerdeki daralmalardan kaynaklı yanlış ses basmanın da bu sınıfta olacağını düşündüm. Aksi bir durum, yani teknik olarak bu durum başka bir şekilde isimlendiriliyorsa, diğer bir deyişle detone olarak algılanmıyorsa, tabiki siz haklısınız.

Probleme yönelik sabırlı ve itinalı yaklaşımınız zaten ortada, takdir ediyorum. Ben tüm bunlar üzerine kişisel fikrimi ifade ettim.

trkolog yazmış:
Merhaba. Şarkı söylemeyi çocukluğumdan beri severim fakat son dönemlerde şarkı söylemek benim için bir ızdırap oldu. Önceleri çok güzel şarkı söylerdim ama artık ne zaman şarkı söylemeye kalksam bazen detone oluyorum. Bazı şarkıları çok güzel söylüyorum fakat bazı şarkılar beni çileden çıkartıyor. Müzik yeteneğim var. Sesim de güzel ama bir de detone olmasam herşey tam olacak. Şimdi bana şan dersi almamı tavsiye edenler çıkacak ama benim şan dersi alacak kadar maddi durumum müsait değil. Kendi kendime yapabileceğim birşeyler yok mu mesela ses eğitimiyle ilgili bir kitaptır, eğitim setidir vs. yok mu? Bu konuda yardımcı olursanız sevinirim.


http://www.emreyucelen.com/emr/index.php

Bu linkte de ilginizi cekecek bilgiler olabilir

_________________
Lambada titreyen alev üşüyor...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder

lasido


Fakülteli (3)


Kayıt: 14 Nis 2009
Mesajlar: 1494
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Sal Eyl 13, 2011 3:44 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

 
monte yazmış:
Farkettiğiniz gibi "büyük anlam ve önem" ifadesi böyle bir algı oluşturdu. Bunun için de dediğiniz yanlış demedim sadece temkinli olmak ve bahsettiğim "ses-ıslık ses genişliği" farklılığının gözönünde bulundurulması gerektiğini, (ifadelerinizden probleme temkinli yaklaştığınız zaten anlaşılıyor ancak "biraz daha temkinli" yaklaşmak gerektiğini) düşündüm.


Eğer yazdıklarımda şarkı sesi ile ıslığı (ses genişliği açısından) bir tutma gibi bir belirti ya da eğilim görmediğiniz halde, "sırf önlem amaçlı" bir uyarıda bulunduysanız; peki diyor ve teşekkür ediyorum.

Ama eğer bu yönde en ufak bir eğilim bile olduğunu düşündüyseniz, buna itiraz etmek durumundayım. Zira böyle bir şeyi aklımın ucundan bile geçirmediğim gibi; bir başkası bunu savunsa, en başta ben karşı çıkarım.

Ayrıca, çocukluk ve gençlik yıllarımda ıslık benim sürekli yanımda taşıdığım bir müzik aleti gibiydi. Şarkıları, türküleri, hatta klasik batı müziği eserlerini ıslıkla seslendirmekten zevk duyar; bu yöntemi müzikle içli dışlı olabilmenin zahmetsiz ve maliyetsiz bir yolu olarak görürdüm. Şu an bile kent yaşamından uzaklaşıp kırlara çıkma fırsatı bulsam, ıslığımı yine kullanırım.

Kısacası, ıslık benim çok yakın olduğum bir konu ve az önce de belirttiğim gibi, ses aralığı olarak şarkı sesiyle örtüşeceğini asla düşünmedim ve bu anlama gelebilecek herhangi bir şey de yazmadım. Tam tersine, bakınız:

lasido yazmış:
Şarkı sesinden farklı olarak; ses tellerinden tümüyle bağımsızdır, boyun ve boğaz sağlığından ise duruma göre farklı ölçülerde etkilenebilir. Daha çok; ciğerler, dudaklar ve biraz da dil yardımıyla oluşturulur.


Buraya bir de ek yapmak istiyorum: Islık sesi çıkarmada dişlerin de rol aldığını düşünenler var. Aslında haksız da sayılmazlar. Çünkü birkaç ayrı yöntem söz konusu:
  • Güçlü bir ses üretebilmeyi sağlayan ve parmakların da yardımıyla çalınan ıslık
  • Çok berrak olmayan (biraz "sss" sesiyle de karışık gibi işitilen), dişlerin de katkıda bulunduğu ıslık
  • Dişlerin rol oynamadığı, çok kısık sesle çalınmadıkça veya ses kaynağına çok yakın durulmadıkça oldukça berrak bir tonla kendini gösteren bir diğer ıslık

İşte ben bu sonuncusuyla ilgiliyim ve zaten müzik yapma söz konusu olduğunda, diğer iki seçeneği düşünemiyorum bile.

Islık konusunu kapatmadan önce, onun vesilesiyle yöntemsel bir noktaya da değinmek isterim: İki şeyi yan yana getirerek karşılaştırmalı değerlendirmeler yaparken; bize yalnızca benzerlikler değil, zıtlıklar da ipuçları verir. Ve biz her ikisinden de yararlanma konusunda kendimizi özgür hissetmeliyiz. Ama tabii yaşamın her alanında olduğu gibi, böylesi durumlarda da, gözlemlerimize dayanaksız ve abartılı anlamlar yüklememek gibi bir sorumluluğumuz var.



monte yazmış:
Böyle bir anlam farkı varsa tabiki haklısınız.
Ben detone olmayı "ton dışına çıkmak, olması gereken sesi basmamak" diye düşündüm. Yani entonasyon "olması gereken sesin basılması, duyurulması, o sesin içinde kalınması durumu" ise detone olmak o sesin altında, sürtone olmak da o sesin üstünde bir sesi basmak, duyurmak olarak biliyorum. Dolayısıyla sınır bölgelerdeki daralmalardan kaynaklı yanlış ses basmanın da bu sınıfta olacağını düşündüm. Aksi bir durum, yani teknik olarak bu durum başka bir şekilde isimlendiriliyorsa, diğer bir deyişle detone olarak algılanmıyorsa, tabiki siz haklısınız.


Sizin deyişinizle "sınır bölgelerdeki daralmalardan kaynaklı yanlış ses basmanın", dinleyenlerde detone etkisi yaratabileceğini kabul ediyorum. Zaten aşağıda da görebileceğiniz gibi, bunu satırlarıma yansıttım:

lasido yazmış:
"Ses aralığı yetmezliği" diye adlandırabileceğimiz durum; yani tizlere çıkmakta ve/veya peslere inmekte yetersizlik ve buna bağlı ses bozulmaları/kaymaları, teknik anlamda "detone olmak" ile eş anlamlı mıdır? Veya en azından örtüşür mü?


İzninizle bunu bir örnekle açıklayacağım: Gastrit hastalığı bulunan bir kişide; mide ağrısı, yanma, ekşime, gaz gibi çeşitli yakınma ve belirtiler bulunabilir. Siz ona hastalığını sorduğunuzda; "midem ağrıyor veya midemde ekşime var" demez, "gastritim var" der. Çünkü burada "asıl(birincil) sorun" hastalığın kendisidir, belirtileri veya yol açtığı yakınmalar değil.

Diyebilirsiniz ki, "ya hastalığını bilmiyorsa?" ... İşte hem bunu göz önünde tutarak, hem de tartışma yanlış bir yöne sapmasın diye, kastımı açıklayan ek cümleler yazmıştım:

lasido yazmış:
Belki soruyu şöyle sormak daha anlamlı: Bir müzisyen veya en azından müzikle içli dışlı olan birisi, sınır bölgelerdeki ses zorlanmalarını "detone olmak" şeklinde mi yansıtır?

Bence ikisi farklı şeylerdir. Detone'de, sınır bölgelerini zorlamak gibi bir durum söz konusu olmasa bile, ses (nota) kaymaları yaşanır.


Özetlersem; burada "birincil sorun" ile, onun "yan ürünü" veya "türevsel sonucu" diyebileceğimiz ikincil sorunları birbirinden ayırmaktan yanayım.

Sizi bilemiyorum, ama ben tizlere veya peslere ulaşmakta yetersiz kaldığım için yaşayabileceğim bir sorunu hiçbir zaman "detone oluyorum" diye yansıtmam (beraberinde "yan sorun" olarak detoneliği getirse bile). Böyle yaparsam, asıl sorunu perdelemiş olurum. Üstelik, zorlanmanın getireceği yan sorunlar birden fazla da olabilir: Çatallaşma, ses şiddetinde (volümde) düşüş, seste titreme gibi...



Varsayım ve tahminleri sorunun çözümü için bir araç olarak kullanma konusunda benim görüşüm çoğunluğunki ile pek uyuşmaz. Tabii ki tümden karşı değilim. Zaten bunlara başvurmaksızın sıradan bir günlük yaşamı sürdürmek bile olanaklı değil. Sizin görüşlerinizi de alıntılayarak, kendi bakış açımı yansıtmaya çalışayım:

monte yazmış:
Bana gore varsayımlar veya tahminlerden yola çıkarak bir yol çizmek bir çözüm seçeneği sunmaktır (doğrulanırsa. Yanlışsa o seçenek elenmiş olur).
...
Ben yine varsayımı net belirlenmiş durum için çözüme yönelik tahminde bulunmakta bir sakınca görmüyorum, aksine varsayımın test edilmesi durumunda çözüme yönelik daha net bulgular oluşturacağı kanaati taşıyorum.


Emin olamamakla birlikte, satırlarınızda yanlış bulduğum bazı eğilimlerin izlerini görür gibiyim.

Dediğim gibi, emin değilim. Eğer bu noktadan sonra yazdıklarım size hitap etmiyorsa, yanılmışım demektir. Bu durumda lütfen onları "genel anlamda bir görüş açıklama" olarak kabul ediniz.
(Önemsediğim bir konuya ilişkin olduğu için ve diğer üyelerce de okunabileceğini hesaba katarak; her ne olursa olsun, yazdıklarımı boşa gitmiş kabul etmeyeceğim. O yüzden, size "şunu mu kastettiniz?" diye sorup, konuyu iki aşamalı hale getirmeye gerek görmedim.)


Şu iki tutumun toplumumuzda adeta ikiz kardeş gibi bir arada bulunduğunu gözlemliyor ve yanlış buluyorum:

1. Yeterli bir incelemeye, sorgulamaya, irdelemeye dayanmayan tahmin ve varsayımlarımızı nesnel gerçeklerin yerine koyarak bir yargıya ulaşmak; üstelik bu yargının doğruluğuna kendimizi inandırmakla kalmayıp, bir de çevremizi buna inandırmaya çalışmak.

2. Gereğinden fazla "denemeci-yanılmacı" bir yaklaşım sergilemek. Yapılabilecek ve üstelik de yapılması gereken fikrî hazırlıkları, kağıt-üzeri çalışmaları gereğince yapmadan, hemen işin pratik yanına geçme eğiliminde olmak. Modern dünyanın peşinden koştuğu, el üstünde tuttuğu "optimizasyon" kavramına uzak olmamız, hatta onu hor görüyor olmamız da bununla yakından ilintili.

Zaman, iş gücü, hammadde, bilgi ve birikim gibi konularda "kaynak israfımız" en üst düzeyde.

Gerekli sorgulamaları yapıp yeterli ipucunu elde etmeden işe koyulmanın, kuramsal çalışmaları ihmal edip deneme-yanılmayı onun yerine geçirmenin hepimize bir bedeli var. Hem de maddi-manevi çok yönlü bir bedel.

"Varsayımlar veya tahminlerden yola çıkarak sunulan çözüm seçeneği" diyorsunuz ve bunun "doğrulanması" ile devam ediyorsunuz. Eğer fikir düzeyindeki bir çalışmayla, örneğin iyi belirlenmiş birkaç soruyla seçeneğin geçerlilik şansı belirlenebilecekse; onun yerine "uygulamalı" bir doğrulama yöntemini kullanmak çoğu zaman az önce değindiğim sakıncaları beraberinde getirecektir. Anlaşılacağı üzere, "sözel doğrulamayı" (kısmen) bunun dışında tutuyorum.

Evet, gerektiği durumlarda tahmin ve varsayımlara başvur-ma-manın da bir bedeli olacaktır. Bunu kesinlikle yadsımıyorum. Ama arada kurulması gereken hassas dengeyi, iyi çizilmesi gereken o sınırı ne yazık ki çok büyük çoğunlukla fikir, kuram, inceleme gibi kavramların aleyhine; abartılı bir deneme-yanılma iştahı şeklinde ortaya koyuyoruz.

Bir yanlış anlamaya meydan vermemek için, varsayım ve tahminlere tümden karşı olmadığımın altını tekrar ve güçlü biçimde çiziyor; sizin mesleğinizden bir örnekle bakışımı somutlaştırmak istiyorum:

(Yalnız, "trkolog" arkadaşımdan rica ediyorum; lütfen "burası insanın değil, cihazların konuşulduğu bir yer haline mi geldi?" diye bir alınganlık göstermeyin. Konunun çerçevesi biraz genişlemiş olsa da, yöntemlere ilişkin olduğu için, asıl konudan sapmış değiliz. Hem "monte" arkadaşımızın mesleğiyle örtüştüğü, hem de genel kitleye hitap edebilecek bir alan olduğu için; yaklaşımımı bu yolla örneklersem daha rahat anlaşılırım diye düşündüm.)

Diyelim ki büyükçe bir işletmenin (elektronik) telefon santralı sık sık arıza yapıyor olsun. Daha önceki onarımlar hep geçici çözüm getirdiği için, artık köklü bir çözüm arayışına girmiş ve yardım istemiş olsunlar. Eminim işin başında, daha eldeki bilgi "hiç" denecek bir düzeydeyken tahmin ve varsayımlara siz de başvurmazsınız. Bu, tahminler denizinde boğulmak anlamına gelir.

Öncelik sırasına çok fazla dikkat etmeden, "cihaz muayenesi" dışında ve çeşitli yollarla sorgulanabilecek şeyleri sıralamaya çalışalım:

- Santralın markası-modeli nedir? Piyasada "sık arıza yapmaktan" kötü bir şöhreti var mıdır?
- Kaç yılının üretimidir? İşletmeye birinci el olarak mı gelmiştir?
- Önceki onarımlar kimler tarafından yapılmıştır? Bir "arıza defteri" tutulmuş mudur?
- Cihazın bulunduğu mekânda havalandırma/klima ve nem düzenleyici var mıdır?
- Mekânın fiziksel güvenliği ve belli bir sorumlusu var mıdır?
- İşletme ve santral sık yıldırım düşen bir bölgede midir, yüksek gerilim koruması var mıdır?
- Besleme gerilimi düzgün ve kesintisiz midir? Arızaların şebekedeki kesilmelerle ve yedek kaynağın devreye girmesiyle eş zamanlı olma olasılığı nedir?
- Topraklaması var ve yeterli midir?
- Cihazla aynı hattan beslenen ve besleme gerilimi kalitesinde düşüşe yol açabilecek başka cihazlar var mıdır? (Sürekli değil, belli aralıklarla bile olsa)
- Santrala elektriksel olarak bağlı başka cihazlar (bilgisayar, yazıcı v.b.) var mıdır? Varsa, bunların sorun yaratma olasılığı nedir?
- Dış ve iç hat kabloları kurallara uygun olarak çekilmiş midir?
- Arızaların haftanın belli günlerinde veya günün belli saatlerinde kümelenmesi gibi bir durum söz konusu mudur? Evetse, bu gün ve saatlerin cihaz işletimi açısından önemi ne olabilir? (Hem kullanım yoğunluğu, hem çevresel koşullar açısından)
- V.s.

Bunların bir kısmı, söz konusu işletmeye bile gitmeden birkaç telefon görüşmesiyle ve belki de yalnızca bir 10 dk. içerisinde öğrenilebilir. Ama size ve karşı tarafa saatler kazandırır.

Bir kısmı, belki de birkaç saatinize mal olabilir, ama size ve işletmeye günler kazandırır. Duruma göre; ulaşım ve konaklama giderlerinizi düşürebilir.

Bir kısmı ise, belki 1 gününüzü alır, ama sorunu kökünden çözme yönünde size ve işletmeye çok büyük bir kapı aralar. Böylelikle, işletme de sık yaşanan arızaların yol açtığı maddi-manevi kayıplardan kurtulma şansı bulur.

Peki bunların sorgulanması-incelenmesi "blok" şeklinde bir süreç midir? Tabii ki hayır.
Örneğin çok öncelikli ve belirleyici birkaç soruya aldığınız cevaptan sonra, belki de olasılıklar daralacak; bir başka deyişle sizin "tahmin ve varsayımlarınız" devreye girecektir. Ama kimi zaman ipuçlarına anlam yüklemek bu kadar kolay ve hızlı gerçekleşmez, sorgulamayı "nötr" bir yaklaşımla sürdürmek ve tahminde bulunmayı ertelemek zorunda kalırsınız.

Kısacası bu, sizin sistematik yaklaşımınıza rağmen, önceden kestirilemez ve dinamik bir süreçtir. İzlediği seyre göre, tahmin ve varsayımlarınızı bu sürecin değişik aşamalarına ve değişik dozda serpiştirmek zorunda kalırsınız. Ama burada sözünü ettiğim, rastgelelik ve keyfilikten çok uzak bir yaklaşım. Amacın, "optimumu yakalamak" olması gerekir.

Yoksa, Türkiye'de genellikle olduğu gibi; zaman, iş gücü, hammadde, enerji, yedek parça v.b. kaynaklar adeta sınırsızmış gibi davranılırsa, maddi-manevi kayıplar çok yüksek olur.
(Telefonda bir-iki soru sorduktan sonra, çantasını arabasının bagajına koyup yola düşen eleman portresi.)

Özellikle odak noktasında cansız varlıkların değil de, "insanın" bulunduğu yaşam kesitlerinde, bu kayıplar çok daha "can yakıcı" veya en azından "yaşam kalitesini düşürücü" sonuçlar doğurur.

Bu vesileyle, yazıyı okuyan herkesi "optimizasyon" kavramı üzerinde düşünmeye ve bunun önemini çevresindekilere de anlatmaya davet ediyorum.

TDK sözlüğü bu kavrama şu karşılığı uygun görmüş: En uygun duruma getirme.
Keşke tek sözcükten oluşan uygun bir Türkçe karşılık bulunabilse de, onu kullansak.
Ayrıca, TDK'nın belirlediği karşılık, bence o sözcüğün kullanıldığı her durumla tam olarak örtüşmüyor. Kimi zaman ;
- En uygun noktayı yakalamak
- En elverişli koşulları oluşturmak
- En verimli süreci işleterek, sonuca en maliyetsiz, en kolay ve hızlı gidebilme yolunu açmak
... gibi anlamlar, optimizasyon kavramıyla daha fazla örtüşebiliyor.

Biliyorum, uzun bir yazı oldu. Ama önemsediğim bir konu hakkında olduğu için, bunu göze aldım.



Bunun asık yüzlü bir tartışma olmaması için, duruma uyan(?) bir fıkra ile bitireyim:

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

Kimyacı:
- Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış.
Fizikçi:
- Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş.
Jeolog:
- Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan, herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış.
Matematikçi:
- Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış.
Antropolog:
- Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş.

Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar. Adam cevap verir:
- Boru yetmedi!


Kıssadan hisse:
"trkolog" arkadaşımız her an burada belirip, gülümseyen satırlarıyla şöyle diyebilir:

Boru yetmemişti. Ek boru takıp, sobayı zemine indirdim. Smile



Müzikle ve neşeyle kalın!..

 
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

monte


Üye


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 210
Şehir: İstanbul

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Sal Eyl 13, 2011 10:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Sanırım kimsenin hoşuna gitmez yanlış anlaşılmak.
1-Bazısı önemser ve konuşmalarındaki kelimeleri büyük bir dikkatle seçer. Bunun üzerine yanlış bir anlaşılmaya maruz kalırsa da açıklama yapma ihtiyacı hisseder.
2-Bazısı yanlış anlaşılmak hoşuna gitmediği halde konuştuğu kelimelere dikkat etmeyip gelişi güzel cümleler kurar. Ve yanlış anlaşıldığı durumda da açıklamaya bile gerek görmeden “nasıl yanlış anlarsın beni” tavrı takınır.

Sizin daha once de belirttiğim gibi cümlelerinizdeki itinalı kelime seçimleri, detaylı açıklamalar… gibi özelliklerle 1. grupta olduğunuzu düşünüyorum.

Sanırım şöyle bir düşüncede değilsiniz:”Ben kelime ve cümle seçiminde öyle itinalı bir çalışma yaparım ki hiç kimse ondan tek bir anlam dışında birşey çıkaramaz”. Bana gore bu imkansız. İnsan olarak algılarımız, kavramlara yüklediğimiz anlamlar ve bakış açımızın farkı gibi bize özgü taraflarımız anlayışımızı “bence”leştiriyor ve nesnel bir çaba içerisinde olma gayreti içinde olsak da öznel tarafımızın etkisini hep hissettiriyor.

Alıntı:
Eğer yazdıklarımda şarkı sesi ile ıslığı (ses genişliği açısından) bir tutma gibi bir belirti ya da eğilim görmediğiniz halde, "sırf önlem amaçlı" bir uyarıda bulunduysanız; peki diyor ve teşekkür ediyorum.

Ama eğer bu yönde en ufak bir eğilim bile olduğunu düşündüyseniz, buna itiraz etmek durumundayım. Zira böyle bir şeyi aklımın ucundan bile geçirmediğim gibi; bir başkası bunu savunsa, en başta ben karşı çıkarım.


Açıkçası “büyük anlam ve önem” tamlamasındaki “büyük” sıfatı bende böyle bir durum olma ihtimali algısını oluşturmuştu. Ancak öyle bir durum olmadığını öğrendim sizden (Bu benim için yeterlidir) dolayısıyla konu açıklığa kavuşmuş oldu.
Alıntı:

Özetlersem; burada "birincil sorun" ile, onun "yan ürünü" veya "türevsel sonucu" diyebileceğimiz ikincil sorunları birbirinden ayırmaktan yanayım.

Sizi bilemiyorum, ama ben tizlere veya peslere ulaşmakta yetersiz kaldığım için yaşayabileceğim bir sorunu hiçbir zaman "detone oluyorum" diye yansıtmam (beraberinde "yan sorun" olarak detoneliği getirse bile). Böyle yaparsam, asıl sorunu perdelemiş olurum. Üstelik, zorlanmanın getireceği yan sorunlar birden fazla da olabilir: Çatallaşma, ses şiddetinde (volümde) düşüş, seste titreme gibi...

Siz yansıtmazsınız, ben yansıtmam ama bir başkası “detone oluyorum” diye yansıtabilir. Dikkat ederseniz siz de bazı nitelikleri sayıp “bunlara sahip biri böyle bir durumu detone olarak yansıtmaz” varsayımında bulunuyorsunuz. Ya yansıtırsa o zaman işler değişmez mi? Bu ihtimali de gözönünde bulundurmak gerekmez mi?

Alıntı:
Emin olamamakla birlikte, satırlarınızda yanlış bulduğum bazı eğilimlerin izlerini görür gibiyim.

Dediğim gibi, emin değilim. Eğer bu noktadan sonra yazdıklarım size hitap etmiyorsa, yanılmışım demektir. Bu durumda lütfen onları "genel anlamda bir görüş açıklama" olarak kabul ediniz.
(Önemsediğim bir konuya ilişkin olduğu için ve diğer üyelerce de okunabileceğini hesaba katarak; her ne olursa olsun, yazdıklarımı boşa gitmiş kabul etmeyeceğim. O yüzden, size "şunu mu kastettiniz?" diye sorup, konuyu iki aşamalı hale getirmeye gerek görmedim.)


Şu iki tutumun toplumumuzda adeta ikiz kardeş gibi bir arada bulunduğunu gözlemliyor ve yanlış buluyorum:

1. Yeterli bir incelemeye, sorgulamaya, irdelemeye dayanmayan tahmin ve varsayımlarımızı nesnel gerçeklerin yerine koyarak bir yargıya ulaşmak; üstelik bu yargının doğruluğuna kendimizi inandırmakla kalmayıp, bir de çevremizi buna inandırmaya çalışmak.

2. Gereğinden fazla "denemeci-yanılmacı" bir yaklaşım sergilemek. Yapılabilecek ve üstelik de yapılması gereken fikrî hazırlıkları, kağıt-üzeri çalışmaları gereğince yapmadan, hemen işin pratik yanına geçme eğiliminde olmak. Modern dünyanın peşinden koştuğu, el üstünde tuttuğu "optimizasyon" kavramına uzak olmamız, hatta onu hor görüyor olmamız da bununla yakından ilintili.

Zaman, iş gücü, hammadde, bilgi ve birikim gibi konularda "kaynak israfımız" en üst düzeyde.

Gerekli sorgulamaları yapıp yeterli ipucunu elde etmeden işe koyulmanın, kuramsal çalışmaları ihmal edip deneme-yanılmayı onun yerine geçirmenin hepimize bir bedeli var. Hem de maddi-manevi çok yönlü bir bedel.

"Varsayımlar veya tahminlerden yola çıkarak sunulan çözüm seçeneği" diyorsunuz ve bunun "doğrulanması" ile devam ediyorsunuz. Eğer fikir düzeyindeki bir çalışmayla, örneğin iyi belirlenmiş birkaç soruyla seçeneğin geçerlilik şansı belirlenebilecekse; onun yerine "uygulamalı" bir doğrulama yöntemini kullanmak çoğu zaman az önce değindiğim sakıncaları beraberinde getirecektir. Anlaşılacağı üzere, "sözel doğrulamayı" (kısmen) bunun dışında tutuyorum.

Evet, gerektiği durumlarda tahmin ve varsayımlara başvur-ma-manın da bir bedeli olacaktır. Bunu kesinlikle yadsımıyorum. Ama arada kurulması gereken hassas dengeyi, iyi çizilmesi gereken o sınırı ne yazık ki çok büyük çoğunlukla fikir, kuram, inceleme gibi kavramların aleyhine; abartılı bir deneme-yanılma iştahı şeklinde ortaya koyuyoruz.

Alıntı:
Eğer bu noktadan sonra yazdıklarım size hitap etmiyorsa, yanılmışım demektir. Bu durumda lütfen onları "genel anlamda bir görüş açıklama" olarak kabul ediniz.

Samimiyetinize inanarak cümle irdelemesine girmeden böyle bir tutum içinde olmadığımı belirtmem yeterli diye düşünüyorum.

Alıntı:
Bir yanlış anlamaya meydan vermemek için, varsayım ve tahminlere tümden karşı olmadığımın altını tekrar ve güçlü biçimde çiziyor; sizin mesleğinizden bir örnekle bakışımı somutlaştırmak istiyorum:

(Yalnız, "trkolog" arkadaşımdan rica ediyorum; lütfen "burası insanın değil, cihazların konuşulduğu bir yer haline mi geldi?" diye bir alınganlık göstermeyin. Konunun çerçevesi biraz genişlemiş olsa da, yöntemlere ilişkin olduğu için, asıl konudan sapmış değiliz. Hem "monte" arkadaşımızın mesleğiyle örtüştüğü, hem de genel kitleye hitap edebilecek bir alan olduğu için; yaklaşımımı bu yolla örneklersem daha rahat anlaşılırım diye düşündüm.)

Diyelim ki büyükçe bir işletmenin (elektronik) telefon santralı sık sık arıza yapıyor olsun. Daha önceki onarımlar hep geçici çözüm getirdiği için, artık köklü bir çözüm arayışına girmiş ve yardım istemiş olsunlar. Eminim işin başında, daha eldeki bilgi "hiç" denecek bir düzeydeyken tahmin ve varsayımlara siz de başvurmazsınız. Bu, tahminler denizinde boğulmak anlamına gelir.

Öncelik sırasına çok fazla dikkat etmeden, "cihaz muayenesi" dışında ve çeşitli yollarla sorgulanabilecek şeyleri sıralamaya çalışalım:

- Santralın markası-modeli nedir? Piyasada "sık arıza yapmaktan" kötü bir şöhreti var mıdır?
- Kaç yılının üretimidir? İşletmeye birinci el olarak mı gelmiştir?
- Önceki onarımlar kimler tarafından yapılmıştır? Bir "arıza defteri" tutulmuş mudur?
- Cihazın bulunduğu mekânda havalandırma/klima ve nem düzenleyici var mıdır?
- Mekânın fiziksel güvenliği ve belli bir sorumlusu var mıdır?
- İşletme ve santral sık yıldırım düşen bir bölgede midir, yüksek gerilim koruması var mıdır?
- Besleme gerilimi düzgün ve kesintisiz midir? Arızaların şebekedeki kesilmelerle ve yedek kaynağın devreye girmesiyle eş zamanlı olma olasılığı nedir?
- Topraklaması var ve yeterli midir?
- Cihazla aynı hattan beslenen ve besleme gerilimi kalitesinde düşüşe yol açabilecek başka cihazlar var mıdır? (Sürekli değil, belli aralıklarla bile olsa)
- Santrala elektriksel olarak bağlı başka cihazlar (bilgisayar, yazıcı v.b.) var mıdır? Varsa, bunların sorun yaratma olasılığı nedir?
- Dış ve iç hat kabloları kurallara uygun olarak çekilmiş midir?
- Arızaların haftanın belli günlerinde veya günün belli saatlerinde kümelenmesi gibi bir durum söz konusu mudur? Evetse, bu gün ve saatlerin cihaz işletimi açısından önemi ne olabilir? (Hem kullanım yoğunluğu, hem çevresel koşullar açısından)
- V.s.

Bunların bir kısmı, söz konusu işletmeye bile gitmeden birkaç telefon görüşmesiyle ve belki de yalnızca bir 10 dk. içerisinde öğrenilebilir. Ama size ve karşı tarafa saatler kazandırır.

Bir kısmı, belki de birkaç saatinize mal olabilir, ama size ve işletmeye günler kazandırır. Duruma göre; ulaşım ve konaklama giderlerinizi düşürebilir.

Bir kısmı ise, belki 1 gününüzü alır, ama sorunu kökünden çözme yönünde size ve işletmeye çok büyük bir kapı aralar. Böylelikle, işletme de sık yaşanan arızaların yol açtığı maddi-manevi kayıplardan kurtulma şansı bulur.

Peki bunların sorgulanması-incelenmesi "blok" şeklinde bir süreç midir? Tabii ki hayır.
Örneğin çok öncelikli ve belirleyici birkaç soruya aldığınız cevaptan sonra, belki de olasılıklar daralacak; bir başka deyişle sizin "tahmin ve varsayımlarınız" devreye girecektir. Ama kimi zaman ipuçlarına anlam yüklemek bu kadar kolay ve hızlı gerçekleşmez, sorgulamayı "nötr" bir yaklaşımla sürdürmek ve tahminde bulunmayı ertelemek zorunda kalırsınız.

Kısacası bu, sizin sistematik yaklaşımınıza rağmen, önceden kestirilemez ve dinamik bir süreçtir. İzlediği seyre göre, tahmin ve varsayımlarınızı bu sürecin değişik aşamalarına ve değişik dozda serpiştirmek zorunda kalırsınız. Ama burada sözünü ettiğim, rastgelelik ve keyfilikten çok uzak bir yaklaşım. Amacın, "optimumu yakalamak" olması gerekir.

Yoksa, Türkiye'de genellikle olduğu gibi; zaman, iş gücü, hammadde, enerji, yedek parça v.b. kaynaklar adeta sınırsızmış gibi davranılırsa, maddi-manevi kayıplar çok yüksek olur.
(Telefonda bir-iki soru sorduktan sonra, çantasını arabasının bagajına koyup yola düşen eleman portresi.)

Özellikle odak noktasında cansız varlıkların değil de, "insanın" bulunduğu yaşam kesitlerinde, bu kayıplar çok daha "can yakıcı" veya en azından "yaşam kalitesini düşürücü" sonuçlar doğurur.

Bu vesileyle, yazıyı okuyan herkesi "optimizasyon" kavramı üzerinde düşünmeye ve bunun önemini çevresindekilere de anlatmaya davet ediyorum.

TDK sözlüğü bu kavrama şu karşılığı uygun görmüş: En uygun duruma getirme.
Keşke tek sözcükten oluşan uygun bir Türkçe karşılık bulunabilse de, onu kullansak.
Ayrıca, TDK'nın belirlediği karşılık, bence o sözcüğün kullanıldığı her durumla tam olarak örtüşmüyor. Kimi zaman ;
- En uygun noktayı yakalamak
- En elverişli koşulları oluşturmak
- En verimli süreci işleterek, sonuca en maliyetsiz, en kolay ve hızlı gidebilme yolunu açmak
... gibi anlamlar, optimizasyon kavramıyla daha fazla örtüşebiliyor.

Verdiğiniz örnekten yola çıkarak önceki ifadelerimi de resmetmeye çalışayım.
Alıntı:
Diyelim ki büyükçe bir işletmenin (elektronik) telefon santralı sık sık arıza yapıyor olsun. Daha önceki onarımlar hep geçici çözüm getirdiği için, artık köklü bir çözüm arayışına girmiş ve yardım istemiş olsunlar.


A şirketinde çalışıyorum. Bu problem A şirketine iletiliyor ve şirkette de bu problemle y bey ilgileniyor. Bir ön inceleme yapıp daha şirkete gitmeden bir çok noktayı netleştiriyor ya da sorguluyor ve problemin çözümünü tespit etmeye çalışıyor ve derinlemesine incelemeye başlıyor. Bu inceleme sırasında gözüm takılıyor incelemesine ve sonuna kadar okuyorum. Daha önceki itinalı çalışmalarını da bildiğim takdir ettiğim bir mesai arkadaşım olduğu için incelemelerinde gözüm “gözönünde bulundurulmama ihtimali algısı oluşturan” bir noktaya takılıyor ve çekincemi belirtiyorum. Ve bu geniş çaplı incelemeler üzerine bir varsayımla çözüm önermeye çalışmış bulunuyorum kendi tecrübeme ve aynı şirketin çalışanı olma paydasına dayanarak.
Bu durumda “y bey geniş çaplı bir çalışma yapmış ama bu kadar açıklamaya, incelemeye ne gerek var çözüm bu ” dersem tabiki yanlış yaparım. Oysa ben zaten onun incelemelerine dayanarak bir sonuca ulaştım. Yani onun çalışması incelemesi olmadan birşey yapamam hayali olarak.
Derseniz ki; sadece çekinceni belirt-geç adam zaten uğraşmış o kadar, sabret çözüm de sunacaktır; hak veririm.


Alıntı:
Biliyorum, uzun bir yazı oldu. Ama önemsediğim bir konu hakkında olduğu için, bunu göze aldım.
Bunun asık yüzlü bir tartışma olmaması için, duruma uyan(?) bir fıkra ile bitireyim:

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

Kimyacı:
- Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış.
Fizikçi:
- Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş.
Jeolog:
- Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan, herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış.
Matematikçi:
- Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış.
Antropolog:
- Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş.

Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar. Adam cevap verir:
- Boru yetmedi!


Kıssadan hisse:
"trkolog" arkadaşımız her an burada belirip, gülümseyen satırlarıyla şöyle diyebilir:

Boru yetmemişti. Ek boru takıp, sobayı zemine indirdim. Smile


Fıkraları severim. Bir fıkra da benden:
Padişah bir gün atıyla kır gezintisi yaparken seyislerine demiş ki:
-Bu atı çok sevdiğimi bilirsiniz. Bu atın ölüm haberini bana getiren seyisin kellesini vururum, atıma çok iyi bakacaksınız. Aradan birkaç yıl geçmiş, seyisler bakmışlar ki padişahın atı ahırda ölmüş. Seyislerden biri padişahın sözünü hatırlamış, telaşlanmışlar, ne yapacaklarını bilememişler. Birinin aklına İncili Çavuş gelmiş, bu işi ona danışalım demişler. İncili'ye varmışlar, durumu anlatmışlar. İncili demiş ki
-Ben bu işi çözerim, siz işinize gücünüze bakın. İncili, padişahın huzuruna varmış.
-Padişahım, senin bir küheylan vardı ya...
-Evet...
-Ahırda gördüm. Yanına yaklaştım. Su verdim içmedi, yem verdim yemedi, nalları da havaya dikmiş öylece duruyor.
-Yahu sen şuna öldü desene!
-Padişahım ben demedim, sen söyledin öldüğünü. Bir ceza vereceksen kendine ver. Smile

_________________
Lambada titreyen alev üşüyor...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder

lasido


Fakülteli (3)


Kayıt: 14 Nis 2009
Mesajlar: 1494
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Eyl 14, 2011 3:36 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

 
monte yazmış:
Sanırım şöyle bir düşüncede değilsiniz:"Ben kelime ve cümle seçiminde öyle itinalı bir çalışma yaparım ki hiç kimse ondan tek bir anlam dışında birşey çıkaramaz".

Hayır, böyle bir iddiam yok. Elimden geldiğince yanlış anlamaları baştan önlemeye çalışırım. Ama gerek benim hatam, gerekse karşımdaki kişinin doğru anlama çabasındaki eksiklik nedeniyle; kimi zaman da konunun çetrefilli olmasından ötürü, yine de yanlış anlamaların olabileceğini kabul ederim.

Ne var ki, şu gözlemimi de saklayacak değilim: İletişimde çaba ve özen eksikliği sorununu giderek daha derinden yaşayan bir toplum haline geliyoruz.

monte yazmış:
Siz yansıtmazsınız, ben yansıtmam ama bir başkası "detone oluyorum" diye yansıtabilir. Dikkat ederseniz siz de bazı nitelikleri sayıp "bunlara sahip biri böyle bir durumu detone olarak yansıtmaz" varsayımında bulunuyorsunuz. Ya yansıtırsa o zaman işler değişmez mi? Bu ihtimali de gözönünde bulundurmak gerekmez mi?

Evet, tahmin ve varsayımlara tümüyle karşı olmadığımı belirtmiştim.
Ama, siz pek üzerinde durmamış olsanız da, önceki mesajımda bu varsayımımı şöyle bir görüşle de desteklemiştim:

lasido yazmış:
Daha önce şarkıları "hiç detonesiz" söyleyebildiğinden emin olan bir kişi, bir dönemden sonra tüm şarkılarda detone oluyorsa; "acaba söylediği tüm şarkılar o kişinin ses aralığını zorlayacak nitelikte mi?" sorusu da gündeme geliyor.

Yine de kendime bir yanılma payı bırakarak, (sizin öneriniz üzerine) konuyu şöyle bağlamıştım:

lasido yazmış:
Ama bu konuda arkadaşımızdan da katkıda bulunmasını rica edelim. Örneğin, sizin "ton değiştirme" önerinizi deneyip, sonucunu bizlere aktarabilir.

Tartışma akışında "detone" kavramının ne olup olmadığı biraz öne çıkınca, bu ekseni terk etmiş gibi bir duruma düştük.

monte yazmış:
Derseniz ki; sadece çekinceni belirt-geç adam zaten uğraşmış o kadar, sabret çözüm de sunacaktır; hak veririm.

Sizce der miyim?.. Yukarıdaki alıntıyı yinelemek, bu soruya da cevap olacaktır:

lasido yazmış:
Ama bu konuda arkadaşımızdan da katkıda bulunmasını rica edelim. Örneğin, sizin "ton değiştirme" önerinizi deneyip, sonucunu bizlere aktarabilir.


Diğer konularda birbirimizi anlayabildiğimizi düşünüyorum.

Esenlikler...

 
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

monte


Üye


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 210
Şehir: İstanbul

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Çrş Eyl 14, 2011 6:30 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Açıkçası böyle karşılıklı cümleler üzerinden (hele yazılanlar çeşitli ve giderek artıyorsa) ifadelerimizi revize etmek ya da varsa aslında ne olduğunun tekrar tekrar altını çizmek durumunda kalmak sevimsiz geliyor bana.
Siz de daha önceki mesajda bu sevimsizliği belirtmiştiniz.

Bana göre özünde iyi niyet barındırmayan her cümle yanlış anlasılmaya ve özünde iyi niyet barındıran her cümle de doğru anlaşılmaya çok müsait olur nasıl kurulursa kurulsun(anlayanın da iyi-kötü niyetine bağlı olarak tabi.

Ayrıntıya girmeden ifade etmek gerekirse, son yazdıklarınızı okuduğumda her noktada birbirimizi anladığımızı düşünüyorum (tüm samimiyetimle).

Alıntı:

Kıssadan hisse:
"trkolog" arkadaşımız her an burada belirip, gülümseyen satırlarıyla şöyle diyebilir:

Boru yetmemişti. Ek boru takıp, sobayı zemine indirdim. Smile

bekliyoruz...
Smile

Teşekkürler cevaplarınızdaki özen için...

_________________
Lambada titreyen alev üşüyor...
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder

lasido


Fakülteli (3)


Kayıt: 14 Nis 2009
Mesajlar: 1494
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Prş Eyl 15, 2011 12:07 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

 
Ben de size teşekkür ediyorum.

Evet, söz sırası "trkolog" arkadaşımızda  Smile

 
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

Tenor13


Yeni Üye


Kayıt: 22 Arl 2012
Mesajlar: 2
Şehir: Ankara

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Cmt Arl 29, 2012 6:02 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Detone:Şarkı söylerken sanatcının seninde oluşan pürüzdür


Sebepleri:Sanatçının sesini çok fazla zorlamması veya alkol sigara vb kullanması sese zarar veren maddeler kullanmasıdır.






Detone olmayı engellemek için:Sesini çok yorma tiz ve peslere çok bağırma
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger

loveopera


Yeni Üye


Kayıt: 13 Nis 2013
Mesajlar: 2
Şehir: Ankara

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Cmt May 04, 2013 4:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Bol bol solfej oku bence ben oyle yapiyorum
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

nilcey


Yeni Üye


Kayıt: 12 Hzr 2015
Mesajlar: 1
Şehir: Kocaeli

Cinsiyet: Cinsiyet:Bayan

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Hzr 12, 2015 12:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

MERHABA
aynı sorun bende de var. şarkı söylemeyi çok seviyorum. ancak şimdi sadece kalın sesle söylenebilecek şarkıları söyleyebiliyorum. hani insan kendi kendine mırıldanır ya ince sesle. onları yapamıyorum. bundan 2-3 sene evvel sesimi çok rahat kullanabiliyordum. ancak şimdi mırıldanırken bile sesim çatlıyor ve çok üzülüyorum. ıslıkla çok rahat çalabiliyorum. sigara kullanıyorum ve bazen iki yaramaz çocuğum olduğundan çığlık çığlıga sesimi acıtacak kadar bağırdığım oluyor. bunlardan dolayı sesimi yıprattım. tekrar düzeltmek için yapabileceğim bir şey var mı acaba.
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder

lasido


Fakülteli (3)


Kayıt: 14 Nis 2009
Mesajlar: 1494
Şehir: İzmir

Cinsiyet: Cinsiyet:Bay

Durumu : Offline

MesajTarih: Cum Hzr 12, 2015 11:21 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

nilcey yazmış:
MERHABA
aynı sorun bende de var. şarkı söylemeyi çok seviyorum. ancak şimdi sadece kalın sesle söylenebilecek şarkıları söyleyebiliyorum. hani insan kendi kendine mırıldanır ya ince sesle. onları yapamıyorum. bundan 2-3 sene evvel sesimi çok rahat kullanabiliyordum. ancak şimdi mırıldanırken bile sesim çatlıyor ve çok üzülüyorum. ıslıkla çok rahat çalabiliyorum. sigara kullanıyorum ve bazen iki yaramaz çocuğum olduğundan çığlık çığlıga sesimi acıtacak kadar bağırdığım oluyor. bunlardan dolayı sesimi yıprattım. tekrar düzeltmek için yapabileceğim bir şey var mı acaba.


Fakülte'ye hoş geldiniz!

"Aynı sorun" diye giriş yapmışsınız, ama ben aynı kanıda değilim.

Konuyu başlatan arkadaşımızın sorunu (bence geçici olmakla birlikte) gerçekten de detoneliği düşündürüyordu. Nedenlerine ilişkin birtakım belirsizlikler yüzünden, çok sayıda olasılığı göz önünde bulundurarak, "alan daraltma" yöntemine başvurma gereği doğmuştu.

Ama sizin durumunuz farklı görünüyor.

Önce şunu ortaya koymalıyım:
Müzikte insan sesi kullanımına ilişkin tüm sorunlarda, "detone olma" nitelemesini kullanmak gibi bir yanılgı var. Bu yanılgı, farklı farklı sorunların kendi sınırları içerisinde ele alınmasını zorlaştırıyor.

Yukarıdaki tartışmada görülebileceği gibi, sözünü ettiğim yanılgıdan uzak durmakla bile yetinmeyip; detoneliğin "asıl sorun" olduğu durumlar ile, bir başka sorunun doğal sonucu olarak ortaya çıkan "ikincil sorun" olma hâlini de birbirinden ayırma taraftarıyım.

Sizin durumunuza dönersek...

Çerçeveyi oldukça açık çizmişsiniz. Detoneliğin tamamen dışında, "ses sağlığını yitirme" durumu olarak görünüyor. Bence bir KBB uzmanına görünmelisiniz. Şu ikisi arasındaki tercih ise, sizin takdirinizde:

. Herhangi bir KBB uzmanına gitmek; umduğunuz faydayı sağlayamazsanız, ikinci aşama olarak özellikle "ses sağlığı" konusunda uzmanlaşmış ayrı bir doktora görünmek.

. İyi bir araştırma sonucunda, daha ilk adımda "ses sağlığı uzmanı" bir KBB doktoruna başvurmak.

Lütfen bu siteleri bir öneri gibi düşünmeyin, hiçbir ilgim-bilgim yok, sırf "ses sağlığı" konusunun ayrı bir uzmanlık alanı olduğunu daha somut gösterebilmek için örnekliyorum:

http://www.fonomed.net
https://haldunoguz.wordpress.com/category/profesyonel-ses-kullanicilari/

Bazı hastanelerde bu konu için özel klinikler açıldığını da duymuştum, araştırmak gerek.

Umarım bir an önce bu sorundan kurtulursunuz. Müzikle kalın!..

 

_________________
 
www.muzikfakultesi.com  adresli dosyaları indirirken;  "Securitycode"  bilgisini yazdıktan sonra, Enter tuşuna basmadan, doğrudan  "Download File Now"  düğmesine tıklayınız!

 
Başa dön
Üye profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Başlığa cevap gönder  


1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indirebilirsiniz



Güvenlik Sistemi CBACK CrackerTracker
22414 saldırı girişimi engellendi.

Copyright © 2006 Müzik Fakültesi